Anayasa Mahkemesi, Ayşe Tezel ve Diğerleri başvurusunda, uyuşmazlığın bir miras hukuku sorunu olmadığını belirtirken, vakfiye ile miras arasındaki ilişkiyi nasıl açıklamıştır?
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın doğrudan bir miras hukuku sorunu olmadığını vurgulamıştır. Mahkeme'ye göre, vakfedenin 1722'de vakfettiği mallar, hukuken onun kişisel mülkiyetinden çıkarak vakfın tüzel kişiliğine ait bir malvarlığı haline gelmiştir. Bu nedenle, vakfın malları üzerinde mirasçıların, genel miras hukuku kurallarına göre bir hakkı yoktur. Ancak, başvurucuların beyanlarındaki 'vakfiye miras hukukuyla iç içe geçmiştir' argümanını da değerlendirerek, zürri (aile) vakıflarının niteliğine dikkat çekmiştir. Zürri vakıflar, vakfedenin kendi soyundan gelenlerin (evlatlarının) vakfın gelirlerinden yararlanmasını amaçlar. Bu yönüyle, vakfedenin kendi nesline bir mal varlığı aktarma iradesi taşıması bakımından miras kurumuna benzer bir işlev görür. Mahkeme, meselenin teknik olarak miras hukuku sorunu olmamasına rağmen, vakfiyedeki galle fazlası dağıtımının, vakfedenin soyundan gelenler arasında yapılması nedeniyle, mülkiyet hakkı ve bu hakla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında incelenebileceğini kabul etmiştir.