864 sayılı (mülga) Kanun ve 4722 sayılı Kanun, 4 Ekim 1926'dan önce kurulan vakıfların hukuki statüsü hakkında ne tür bir ilke benimsemiştir? Bu ilke, Bakanlığın AYM'ye sunduğu görüşte nasıl bir argüman olarak kullanılmıştır?
Her iki kanun da (864 sayılı Kanunu Medeninin Sureti Mer’iyet ve Şekli Tatbiki Hakkında Kanun ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkında Kanun), temel olarak 'kanunların geriye yürümezliği' ilkesini benimsemiştir. Bu kanunlara göre, 4 Ekim 1926 (Medeni Kanun'un yürürlük tarihi) öncesinde meydana gelmiş hukuki olaylar ve kurulmuş işlemler, hangi kanun yürürlükte iken gerçekleşmişse o kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Bakanlık, Ayşe Tezel ve Diğerleri başvurusuna sunduğu görüşte bu ilkeyi bir argüman olarak kullanmıştır. Buna göre, 1722'de kurulan vakfın vakfiyesindeki şartların, o dönemin hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğini, günümüz hukukunun ve eşitlik ilkesinin bu vakfiyeye uygulanmasının 'hukuk güvenliği' ilkesini zedeleyeceğini ve vakfedenin iradesini ortadan kaldıracağını savunmuştur. Bu argüman aynı zamanda başvurunun zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle reddedilmesi gerektiği tezini de desteklemiştir.