Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru kararlarında, bir alacağın geç ödenmesi nedeniyle uğranılan değer kaybının (enflasyon farkı, yetersiz faiz vb.) mülkiyet hakkı (Anayasa md. 35) ihlali olarak kabul edilebilmesi için hangi kriterler aranmaktadır? AİHM'nin bu konudaki yaklaşımı ile AYM yaklaşımı arasında benzerlik veya farklılıklar var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #239941

Anayasa Mahkemesi, kesinleşmiş ve icra edilebilir alacak haklarını mülkiyet hakkı kapsamında görmektedir. Kamu kurumları tarafından ödenmesi gereken bir bedelin geç ödenmesi sonucu alacakta meydana gelen değer aşınmaları (enflasyon, yetersiz faiz, nemalandırmama nedeniyle), başvurucu üzerinde orantısız bir yük oluşturuyorsa mülkiyet hakkı ihlali kararı verilebilmektedir. AYM, özellikle mahkeme kararıyla kesinleşmiş bir alacağın ödenmesindeki gecikmelerde, oluşan değer kaybının başvurucuya aşırı bir külfet yükleyip yüklemediğini ve kamu yararı ile bireysel hak arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını inceler. AİHM de benzer bir yaklaşım sergilemekle birlikte, mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi halinde daha katı bir tutum sergileyerek küçük oranlardaki (%5'e kadar) değer kayıplarını hesaplama faktörlerindeki değişkenliklerle ilgili kabul edebilmektedir. Yargılama sürecindeki değer kayıplarında ise (örneğin kamulaştırma bedeli) ulusal yargıcın takdir yetkisi nedeniyle daha esnek olup, farkın aşırı bir yük getirip getirmediğine bakar. Her iki mahkeme de orantılılık ve adil denge ilkelerini gözetir. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/alacagin-deger-kaybina-ugramasi/)