Türk Ceza Kanunu (TCK) madde 276'da düzenlenen 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik veya Tercümanlık' suçunun oluşabilmesi için bilirkişinin mütalaasının sadece hatalı olması yeterli midir, yoksa ek bir unsur aranır mı? Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 2015/7023 E. sayılı kararı, kadastro tespit çalışmaları sırasında mahalli bilirkişilerin gerçeğe aykırı beyanda bulunmaları iddiası karşısında görevli mahkemeyi nasıl belirlemiştir?
TCK madde 276'da düzenlenen suçun oluşabilmesi için bilirkişinin kendi bilgi ve değerlendirmesine göre vereceği mütalaanın sadece hatalı olması yeterli değildir; suçun manevi unsuru olan 'kasten' gerçeği yanlış yansıtması gereklidir. Yani, bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaada bulunurken bunun bilincinde ve isteğinde olması (kast) aranır. Yargıtay 21. Ceza Dairesi E: 2015/7023, K: 2016/2101 sayılı kararında, kadastro tespit çalışmaları sırasında mahalli bilirkişi olarak görev yapan sanıkların, kadastro tutanakları düzenlendiği sırada gerçeğe aykırı bilirkişilik yapmak suretiyle köye ait meraları kendileri ve akrabalarının üzerine geçirilmesini sağladıkları iddiası karşısında; eylemin TCK md. 276'da öngörülen 'gerçeğe aykırı bilirkişilik' suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-276-gercege-aykiri-bilirkisilik-veya-tercumanlik-sucu.html, TCK md. 276, Yargıtay 21. Ceza Dairesi E: 2015/7023, K: 2016/2101)