Yargıtay 17. Ceza Dairesi'nin 2015/25941 E., 2018/126 K. sayılı kararında, 'kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme' (TCK 136) suçunun maddi konusunu oluşturan 'kişisel veri' kavramı nasıl yorumlanmıştır? Bu suçun oluşabilmesi için verilerin 'kaydedilmiş halde bulunması' şartı nasıl değerlendirilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #236166

Yargıtay'a göre, 'kişisel veri' kavramından, kişinin yetkisiz üçüncü kişilerin bilgisine sunmadığı, istediğinde sınırlı bir çevreyle paylaştığı nüfus bilgileri, adli sicil kaydı, yerleşim yeri, eğitim durumu, mesleği, banka hesap bilgileri, telefon numarası, elektronik posta adresi, biyolojik örnekleri, cinsel ve ahlaki eğilimi, sağlık bilgileri, etnik kökeni, siyasi, felsefi ve dini görüşü, sendikal bağlantıları gibi *kişinin kimliğini belirleyen veya belirlenebilir kılan, kişiyi toplumda yer alan diğer bireylerden ayıran ve onun niteliklerini ortaya koymaya elverişli, gerçek kişiye ait her türlü bilginin* anlaşılması gerekir. Sadece sır niteliğinde kişisel verilerin korunacağına ilişkin bir hüküm bulunmadığından, herkes tarafından bilinen ve/veya kolaylıkla ulaşılması ve bilinmesi mümkün olan kişisel bilgiler de 'kişisel veri' olarak kabul edilir. Suçun oluşabilmesi için kişisel verilerin, 'verildiği', 'yayıldığı' veya 'ele geçirildiği'nin kabul edilebilmesi için, kişisel verilerin *kaydedilmiş halde bulunması*, kaydedilmiş haliyle başkalarına verilmesi, yayılması ya da ele geçirilmesi gerekir. Kişisel verilerin kaydedilmeden önce öğrenilmesi, hafızada tutulan kişisel verilerin başkalarına açıklanması, kişisel verilere salt duyu organları aracılığıyla vakıf olunması, ancak TCK'nın 134/1. maddesinin 1. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebilir (Yargıtay 17. Ceza Dairesi 2015/25941 E., 2018/126 K.).