Anayasa Mahkemesi, tüketici mahkemelerindeki uyuşmazlıklarda dava şartı olarak arabulucuya başvurulmasını öngören kuralı Anayasa'ya aykırı bulmamış ve iptal talebini reddetmiştir. Bu kararın temel gerekçeleri nelerdir?
Anayasa Mahkemesi, tüketici mahkemelerinde dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak düzenlenmesini Anayasa'ya aykırı bulmamasının temel gerekçeleri şunlardır: 1) **Elverişlilik:** Sınırlamanın, uyuşmazlıkların daha kısa sürede ve basitçe çözülebilmesi ile yargı makamlarının iş yükünün azaltılarak yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması amaçlarına ulaşılması bakımından elverişli olduğu değerlendirilmiştir. 2) **Taraf İradesinin Esas Olması:** Zorunluluk yalnızca arabuluculuğa başvuru ile sınırlıdır; arabuluculuk kurumu, işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradeleri egemendir. Taraflar süreci sonlandırabilir ve anlaşmaya varıp varmamakta serbesttir. Anlaşamama halinde yargı yolu açıktır. 3) **Makul Süre ve Hak Kaybı Riskinin Azlığı:** Arabuluculuk süreci en fazla dört hafta içinde bitirileceğinden, hak ve alacakların elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşmadığı ve sürenin makul olduğu kabul edilmiştir. Arabuluculuk sürecinde zamanaşımı durur ve hak düşürücü süreler işlemez. 4) **Maliyetin Devlet Tarafından Karşılanması:** Belirli durumlarda (taraflara ulaşılamaması, katılmama, anlaşma/anlaşamama) tüketicinin ödemesi gereken arabuluculuk ücretinin Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanacağı hükme bağlanmıştır. 5) **İstisnalar ve Esneklik:** Dava şartı arabuluculuğun istisnalarına yer verilerek zorunluluğa esneklik sağlanmıştır. 6) **Ölçülülük:** Kişiler ile kamu yararı arasındaki denge korunmuş, kuralla mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın kişilere orantısız bir külfet getirmediği ve ölçülü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. İlgili Kanun Maddesi: 6502 sayılı Kanun m.73/A. Anayasa Maddeleri: Anayasa m.36 (Mahkemeye Erişim Hakkı), m.13 (Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması). Açıklama: AYM, dava şartı arabuluculuğun mahkemeye erişim hakkını özüne dokunacak şekilde kısıtlamadığı, aksine uyuşmazlıkların daha hızlı ve etkin çözümüne katkı sağlayabileceği ve kamu yararı ile birey hakları arasında makul bir denge gözettiği kanaatine varmıştır.