Gebeliğin sonlandırılması hakkını, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan 'maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı' bağlamında ve özellikle 'kişisel özerklik' ile 'ruhsal/bedensel bütünlük' kavramları üzerinden analiz ediniz. İstismar sonucu gerçekleşen gebeliklerde yargı makamlarının kararsızlığının ve gecikmesinin bu hak üzerindeki ihlali etkilerini Anayasa Mahkemesi kararları ışığında tartışınız.
Anayasa Mahkemesi (AYM) kararları, kadınların istenmeyen gebeliği sona erdirme talebinin, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen 'maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı' kapsamında olduğunu belirtir. Bu hak, bireyin kişisel özerkliği ve vücut bütünlüğü ile doğrudan ilgilidir. Kanun koyucu, bir suç neticesinde gerçekleşen gebeliklerin yirmi haftadan fazla olmamak kaydıyla izinle sonlandırılabilmesine imkan tanımıştır (TCK). Ancak, AYM'nin incelediği bir olayda, istismar sonucu gebe kalan 18 yaş altı başvurucunun gebeliğinin sonlandırılması talebinde yargı makamlarının kararsız kalması ve yaklaşık iki aylık kritik sürede karar verememesi, başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkına yapılan müdahalenin orantısız olmasına yol açmış ve bu hakkı ihlal etmiştir. AYM, mahkemelerin, kadının kişisel özerklik ve vücut bütünlüğü ile ceninin menfaatleri arasında makul bir denge kurmaya yönelik düzenlemeleri ve TCK'daki şartları irdelemeksizin ret kararı vermesini ve itiraz merciinin başvuruyu sürüncemede bırakmasını ihlal nedeni saymıştır. Bu durum, zaman faktörünün kritik olduğu bu tür davalarda yargısal etkinliğin önemini vurgular. (Kaynak: www.zulkufarslan.av.tr/gebeligin-sonlandirilmasi/)