Gebeliğin sonlandırılması talebinin reddedilmesi üzerine Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuruda (www.zulkufarslan.av.tr/gebeligin-sonlandirilmasi/), mahkemenin 'yaşam hakkı ihlali sayılacağı' gerekçesiyle talebi reddetmesi neden Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan 'maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı'nın ihlali olarak değerlendirilmiştir? Ceninin menfaatleri ile kadının hakları arasındaki denge bu kararda nasıl yorumlanmıştır?
Anayasa Mahkemesi'nin ilgili kararında (www.zulkufarslan.av.tr/gebeligin-sonlandirilmasi/), 18 yaşından küçük başvurucunun zor ve tehdit sonucu gebe kalması ve gebeliğin sonlandırılması talebinin Sulh Ceza Hakimliğince 'anne yönünden sağlık sorunu yaratmadığı veya diğer bir zorunluluk hâli olmadığı sürece gebeliği sonlandırmanın yaşam hakkı ihlali sayılacağı' gerekçesiyle reddedilmesi, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir. AYM, kadınların istenmeyen gebeliği sona erdirmeyi talep etmesinin kişisel özerklik ve ruhsal veya bedensel bütünlükleriyle doğrudan ilgili olduğunu belirtmiştir. Kanun koyucunun bir suç neticesinde gerçekleşen gebeliklerin yirmi haftadan fazla olmamak kaydıyla izinle sonlandırılabilmesine imkân tanıdığını (5237 sayılı TCK'nın ilgili maddeleri, örneğin md. 99 ve 2497 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun), bu iznin amacının ise gebeliğin bir suç sonucu gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetlenmesi olduğunu vurgulamıştır. Somut olayda Hakimliğin, TCK'da öngörülen şartları (suç sonucu gebelik, süre sınırı vb.) irdelemeden, sadece genel bir 'yaşam hakkı ihlali' gerekçesine dayanması eleştirilmiştir. Yargı makamlarının tutumunun başvurucunun gebeliğin sonlandırılması imkânına erişmesini imkânsız kıldığı ve aşırı bir külfet yüklediği, bu durumun kadının kişisel özerklik ve bireyin vücut bütünlüğünün korunması hakkı ile ceninin menfaatleri arasında kurulması gereken makul dengeyi başvurucu aleyhine bozduğu ve müdahaleyi orantısız hale getirdiği sonucuna varılmıştır. Yani, mahkeme, ceninin yaşam hakkını mutlak bir şekilde kadının kişisel özerkliği ve ruhsal-bedensel bütünlüğü hakkının önüne geçirmiş, kanunun tanıdığı yasal imkanları ve olayın özel koşullarını (suç sonucu gebelik, başvurucunun yaşı ve psikolojik durumu) yeterince dikkate almamıştır.