Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 197'de düzenlenen sanığın müdafi gönderebilmesi yetkisinin kapsamını ve bu yetkinin ihlali durumunda ortaya çıkan hukuki sonuçları Yargıtay kararları ışığında değerlendiriniz.
Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) madde 197, sanığın müdafi gönderebilmesi yetkisini düzenlemektedir. Maddenin (1) numaralı fıkrası açıkça 'Sanık hazır bulunmasa da müdafii bütün oturumlarda hazır bulunmak yetkisine sahiptir.' hükmünü içermektedir. Bu düzenleme, uygulamada, sanık duruşmaya gelmediği zaman avukatın duruşmaya kabul edilmediği durumların önüne geçmek amacıyla getirilmiştir. Savunma hakkının özünün kısıtlanması anlamına gelen bu tür uygulamalara son verilmesi hedeflenmiştir. CMK madde 197'nin gerekçesi, sanığın yokluğunda dahi müdafiin duruşmada hazır bulunma hakkının kısıtlanamayacağını vurgular. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkının önemli bir boyutunu oluşturur. Bu yetkinin ihlali durumunda ortaya çıkan hukuki sonuçlar, Yargıtay kararlarında açıkça belirtilmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2016/12013 E., 2017/2843 K. sayılı kararı, sanık müdafiinin mazeretinin (ameliyat ve istirahat raporu) kabul edilmeyerek, sanık ve sanık müdafiinin yokluğunda mahkumiyet kararı verilmesini 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak değerlendirmiş ve hükmü bozmuştur. Kararda AİHS'nin 6. maddesi ve CMK'nın 197. maddesi dikkate alınmıştır. Benzer şekilde, Yargıtay 14. Ceza Dairesi'nin 2015/6382 E., 2015/9826 K. sayılı kararı da, sanık müdafiinin mesleki mazeretinin (başka bir Yargıtay dairesindeki duruşmaya katılım) kabul edilmeyip yokluğunda yargılamaya devamla hüküm kurulmasını 'savunma hakkının kısıtlanması' olarak görmüş ve hükmü bozmuştur. Bu kararlar, müdafiin duruşmalarda hazır bulunma hakkının ve mazeretlerinin göz ardı edilmesinin, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracağını ve dolayısıyla hukuka aykırılık teşkil edeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu tür bir hukuka aykırılık, hükmün bozulmasını gerektiren mutlak bir bozma nedeni olarak kabul edilmektedir (CMUK m. 321).