Yargılamanın yenilenmesi bağlamında 'bozma sonrası ıslah' kavramını Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı ışığında değerlendiriniz. AYM'nin bu konudaki 'mahkemeye erişim hakkı' ve 'kanunilik ilkesi' çerçevesindeki tespitlerini ve bu kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki (HMK) ıslah müessesesi üzerindeki etkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #228614

Yargılamanın yenilenmesi, kesinleşen bir hükmün belirli haklı sebeplerle yeniden incelenmesini sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur. Ancak 'bozma sonrası ıslah' kavramı, özellikle yargılama sırasında, Yargıtay'ın bozma kararından sonra, davacının veya davalının talep sonucunu artırma veya değiştirme hakkı olarak gündeme gelmiştir. Bu konu, uzun süre yargısal içtihatlarla şekillenmiş ve Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) müdahalesiyle önemli bir dönüşüm geçirmiştir. **Yargıtay İçtihadı ve Bozma Sonrası Islahın Yasaklanması:** Geçmişte, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) döneminde ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girdikten sonra da Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu (YİBGK) kararlarıyla (örneğin metinde bahsedilen 1086 sayılı mülga Kanun'un 84. maddesi yorumlanarak), bozmadan sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı yönünde yerleşik bir uygulama vardı. Bu yorum, tahkikat aşamasının ilk derece mahkemesindeki bozma kararından önceki yargılama süreciyle sınırlı olduğu düşüncesine dayanıyordu. **Anayasa Mahkemesi Kararı ve Etkileri:** AYM, bozma sonrası ıslah talebinin reddedilmesini, 'adil yargılanma hakkı' kapsamındaki 'mahkemeye erişim hakkının' ihlali olarak değerlendirmiştir. AYM'nin tespiti ve gerekçeleri şunlardır: 1. **Kanunilik İlkesinin İhlali:** AYM, mülga HUMK ve yürürlükteki HMK'nın ilgili maddelerinde 'bozmadan sonra ıslahın olanaklı olmadığına yönelik açık veya örtülü bir hüküm bulunmadığını' belirtmiştir. YİBGK'nın bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına yönelik yorumunu, 'tahkikat aşaması sadece ilk derece mahkemesinin bozma kararından önceki yargılama süreci ile sınırlandırılmış, bozma kararından sonra tahkikata yönelik işlemlerin niteliğine dair herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır' tespitiyle 'kategorik' ve 'öngörülemez' bulmuştur. AYM'ye göre, hukuki belirsizlik yaratan bu yorumlar, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik ölçütüne uygun değildir. Yani, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların kanunla açıkça ve öngörülebilir şekilde düzenlenmesi gerekir. 2. **Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali:** Başvuruya konu yargılamada, bozma kararından sonra bozma kararı uyarınca tahkikata yönelik işlemler yapılması nedeniyle tahkikat aşamasına dönüldüğü halde, salt bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle başvurucunun ıslah talebinin kabul edilmemesi, mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucunu doğurmuştur. 3. **Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali:** AYM, aynı zamanda yargılamanın 17 yıl 3 ay gibi uzun bir süre devam etmesini de makul sürede yargılanma hakkının ihlali olarak tespit etmiştir. **Kararın HMK Üzerindeki Etkisi:** AYM'nin bu kararı, yasama organını harekete geçirmiş ve kanun koyucu, 28/7/2020 tarihli kanun değişikliği ile HMK'ya eklenen 287. madde ile (AYM karar metninde bu değişikliğe atıf yapılmıştır), 'ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar ıslah yapılabileceğini' açıkça düzenlemiştir. Bu yasal değişiklik, AYM'nin hak ihlali tespitini ortadan kaldırmış ve bozma sonrası, tahkikat işlemleri devam ediyorsa, ıslah imkanının bulunduğunu yasal güvenceye kavuşturmuştur. Sonuç olarak, AYM'nin bozma sonrası ıslah konusundaki kararı, temel hak ve özgürlüklerin kanunilik ilkesi kapsamında yorumlanmasında yargısal içtihatların sınırlarını çizmiş, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerinin önemini vurgulamış ve yasama organının bu yönde bir düzenleme yapmasına zemin hazırlayarak hukuk sistemimizdeki önemli bir eksikliği gidermiştir.