TCK 327 ve 328'deki suçlarda, 'milli savunma' ve 'siyasal yararlar' kavramlarının 'zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan kaynaklanan ölçülülük ilkesi' ile ilişkisini açıklayınız. Bu ilkeler çerçevesinde, bilginin devlet sırrı olarak korunmasının denetimini ve sınırlarını değerlendiriniz.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/6690 E., 2018/604 K. sayılı kararı, devlet sırrının tespitinde 'ölçülülük ilkesi'ne uyulması gerektiğini vurgulamıştır. Bilginin devlet sırrı olarak tespit edilmesi, bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğünün sınırlanması niteliğinde olduğundan, bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de, ulusal güvenliğin korunması amacıyla bazı bilgilerin sır olarak korunmasını Sözleşme'nin 10. maddesine aykırı görmese de, bu yetkinin sınırsız olmadığına ve demokratik bir toplumda gerekli bir tedbir niteliğinde olması gerektiğine işaret etmiştir. Buna göre, bilginin sır olarak korunmasındaki menfaat ile bu bilgiye ulaşmadaki menfaat arasında 'adil bir denge' kurulmalıdır. Bilginin sır olarak korunmasıyla elde edilecek menfaatin daha ağır basması ve 'zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaçtan' kaynaklanması halinde bilgi sır olarak korunmalıdır. Bu konuda bir tereddüt halinde takdir hakkı bilginin sır olarak korunması yönünde kullanılmalıdır. Dolayısıyla, 'milli savunma' ve 'siyasal yararlar' gerekçeleriyle bir bilginin sır olarak korunması, soyut değil, somut bir tehlikeye ve zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaca dayanmalı, ölçülü olmalıdır.