TCK 125'teki hakaret suçunda, 'eleştiri özgürlüğü'nün (Anayasa 25, 26; AİHS 10) sınırlarını ve bu özgürlüğün kamu görevlilerine yönelik kullanılması durumundaki özel durumu değerlendiriniz. Bir ifadenin eleştiri mi yoksa hakaret mi olduğunun belirlenmesinde Yargıtay'ın kullandığı kriterleri açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #223892

İfade özgürlüğü, demokratik toplumların temelidir ve Anayasa (25, 26) ile AİHS (10) tarafından güvence altına alınmıştır. Bu özgürlük, sadece lehte veya zararsız düşünceleri değil, rahatsız edici, sarsıcı düşünceleri de kapsar. Ancak, bu özgürlük mutlak değildir ve iftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici sözler hukuki koruma görmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/215 E., 2019/215 K. sayılı kararına göre, her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak, demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de ifade özgürlüğünün sonucudur. Eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olsa da, küçültücü, aşağılayıcı ifadeler kullanılmamalıdır. AİHM, ifadelerin olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğunu belirlemeyi ve değer yargıları için 'yeterli bir altyapı' ararken, olgu isnatları için 'ilk bakışta güvenilir görünen delil' sunulmasını bekler. (CGK 2019/215 K.)