TCK m. 125/1'e göre hakaret suçu, 'sövmek' suretiyle de işlenebilir. 'Beddua' niteliğindeki ifadeler (örn: 'Allah belanı versin') ile 'sövme' niteliğindeki ifadeler (küfürler) arasındaki temel fark nedir? Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/34 sayılı kararı, bedduanın neden sövme sayılmadığını nasıl gerekçelendirmiştir?
Beddua ile sövme arasındaki temel fark, ifadenin niteliği ve yöneldiği amaçtır. Sövme, doğrudan kişinin onur, şeref ve saygınlığına yönelik, aşağılayıcı, küçük düşürücü bir saldırı iken; beddua, ilahi veya metafizik bir gücün müdahalesiyle kişiye bir kötülük gelmesini dileme, bir temenni niteliğindedir. YCGK 2017/34 sayılı kararında, bedduanın neden sövme veya hakaret sayılmadığı şu şekilde gerekçelendirilmiştir: 1. **Somut Fiil veya Olgu İsnadı Yokluğu:** Beddua, 'Allah belanı versin', 'ömür boyu sürünsün' gibi ifadeler, mağdura somut bir fiil (hırsızlık, sahtekarlık vb.) veya olgu isnat etmez. 2. **Sövme Niteliğinin Bulunmaması:** Sövme, toplumda genel olarak kabul görmüş, kişinin onurunu doğrudan hedef alan, aşağılayıcı ve argo ifadelerdir (küfürler). Beddua ise, bir 'kötü dilek' veya 'temenni'dir. Her ne kadar kaba, nezaket dışı ve rahatsız edici olsalar da, hukuki anlamda 'sövme' fiilinin tipik özelliklerini taşımazlar. Sövme, kişinin mevcut onuruna bir saldırı iken, beddua gelecekte başına bir kötülük gelmesi isteğidir. 3. **Onur, Şeref ve Saygınlığı Rencide Edici Nitelik:** Yargıtay, beddua niteliğindeki sözlerin, her ne kadar muhatabı rahatsız etse de, onun toplum nezdindeki onur, şeref ve saygınlığını objektif olarak rencide edebilecek boyutta olmadığını kabul etmektedir. Birine 'Allah belanı versin' demek, o kişinin toplumdaki itibarını düşüren bir ifade olarak görülmemektedir. Sonuç olarak Yargıtay, bedduayı ifade özgürlüğünün en alt sınırlarında yer alan, ancak ceza hukuku yaptırımını gerektirmeyen 'kaba ve rahatsız edici sözler' kategorisinde değerlendirmektedir. Bu nedenle, bu tür ifadeler TCK m. 125'teki hakaret suçunun unsurlarını oluşturmaz.