5237 sayılı TCK m. 327 ve devamı maddelerinde düzenlenen suçların konusu olan 'bilgi'nin, herkes tarafından bilinen bir husus haline gelmesi ('alenileşme') durumunda suçun oluşmayacağı belirtilmektedir. Bir bilginin 'alenileştiği' nasıl tespit edilir? Daha önce bir gazetede yayımlanmış olan bir devlet sırrının, başka bir gazeteci tarafından farklı bir üslupla ve daha geniş bir kitleye ulaşacak şekilde yeniden yayımlanması, bu suçu oluşturur mu? Yargıtay 16. CD 2018/604 kararındaki 'sırrın koruma kabiliyetini muhafaza etmesi' ilkesini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #223847

Bir bilginin 'alenileştiğinin' tespiti, o bilginin artık bir 'sır' vasfı taşıyıp taşımadığına bağlıdır. Sır, tanımı gereği sınırlı sayıda kişinin bildiği, gizli tutulmasında yarar olan bir bilgidir. Alenileşme, bilginin bu niteliğini kaybederek, toplumun genelinin veya ilgili çevrenin kolayca ulaşabileceği, herkesçe malum bir hale gelmesidir. Ancak, Yargıtay 16. CD 2018/604 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, bir bilginin daha önce bir kez veya sınırlı bir şekilde yayımlanmış olması, onun 'sır' vasfını ve 'korunma kabiliyetini' otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Bu ilke şu anlama gelir: * Eğer ilk yayın, sınırlı bir kitleye ulaşmış, yeterince dikkat çekmemiş veya içeriği tam olarak anlaşılmamışsa, bilginin devletin güvenliği veya siyasal yararlarını koruma potansiyeli devam edebilir. * İkinci yayın, ilk yayında olmayan yeni ayrıntılar, belgeler veya kanıtlar içeriyorsa, bu yeni bilgiler başlı başına sır niteliğini korur. * İkinci yayın, bilgiyi farklı bir bağlama oturtarak, daha çarpıcı bir üslupla ve çok daha geniş bir kitleye ulaştırarak, ilk yayının yaratmadığı bir ulusal veya uluslararası etkiyi yaratıyorsa, bu durum sırrın asıl ifşası olarak kabul edilebilir. Yani, sırrın asıl 'zarar verme potansiyeli' bu ikinci yayınla ortaya çıkmış olabilir. Yargıtay'ın MİT tırları davasındaki yaklaşımı bu yöndedir. Mahkeme, olayın daha önce Aydınlık gazetesinde haber yapılmış olmasına rağmen, Cumhuriyet gazetesinde yapılan ikinci yayının; * Farklı ve daha önce yayımlanmamış görüntüler ve ayrıntılar içerdiğini, * Daha geniş bir kitleye ulaştığını, * Türkiye'yi uluslararası alanda şikayet konusu yapacak şekilde doğrudan bir etki yarattığını dikkate alarak, bilginin halen 'sır vasfını muhafaza ettiği' ve 'devletin güvenliği ile siyasal yararlarını koruma kabiliyetini' yitirmediği sonucuna varmıştır. Bu nedenle, ikinci yayını yapan gazetecinin eyleminin de TCK m. 329/330 kapsamında suç oluşturabileceğini kabul etmiştir. Sonuç olarak, alenileşme mutlak bir kavram değildir; her olayın kendi koşulları içinde, bilginin ifşa edilme şekli, kapsamı ve yarattığı etki dikkate alınarak, sırrın korunmaya değer bir yönünün kalıp kalmadığına göre mahkemece takdir edilir.