5237 sayılı TCK m. 125/3-b'de, hakaret suçunun 'kişinin dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından... dolayı' işlenmesi, cezanın alt sınırını ağırlaştıran bir nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu nitelikli halin, Anayasa'nın 10. maddesindeki 'eşitlik ilkesi' ve 25-26. maddelerindeki 'düşünce ve ifade özgürlüğü' ile olan ilişkisini, Yargıtay 18. CD 2016/19080 sayılı kararındaki olayı da dikkate alarak yorumlayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #223845

TCK m. 125/3-b'de düzenlenen nitelikli hal, Anayasa ile korunan temel hak ve özgürlüklerin, özellikle de düşünce ve ifade özgürlüğünün ve eşitlik ilkesinin ceza hukuku alanındaki bir yansıması ve güvencesidir. **Anayasal Haklarla İlişkisi:** * **Düşünce ve İfade Özgürlüğü (Anayasa m. 25-26):** Bu nitelikli hal, kişilerin sadece belirli inanç ve düşüncelere sahip olmalarını değil, aynı zamanda bunları 'açıklamalarını, değiştirmelerini, yaymaya çalışmalarını' da koruma altına alır. Bir kimsenin, sırf siyasi bir görüşünü açıkladığı, dini inancını ifade ettiği veya felsefi bir kanaatini savunduğu için hakarete uğraması, o kişinin ifade özgürlüğüne yönelik doğrudan bir saldırıdır. Kanun koyucu, bu tür hakaretleri daha ağır bir yaptırıma bağlayarak, ifade özgürlüğünün kullanılmasını cesaretlendirmeyi ve bu özgürlüğü kullananları yıldırma amacı taşıyan saldırılara karşı özel bir koruma sağlamayı amaçlamıştır. * **Eşitlik İlkesi (Anayasa m. 10):** Anayasa'nın 10. maddesi, herkesin 'dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin' kanun önünde eşit olduğunu belirtir. TCK m. 125/3-b, bu ilkenin somut bir uygulamasıdır. Kişinin, sahip olduğu ve Anayasa tarafından korunan bu kimliksel veya düşünsel özelliklerinden dolayı hakarete uğraması, basit bir hakaretten daha ağır bir haksızlık içerir; çünkü bu eylem aynı zamanda bir 'ayrımcılık' ve o özelliğe sahip herkese yönelik potansiyel bir 'nefret' eylemi niteliği taşır. Bu nedenle kanun koyucu, bu tür ayrımcılık temelli hakaretleri daha ağır cezalandırmıştır. **Yargıtay 18. CD 2016/19080 Kararındaki Olay:** Bu kararda, sanığın hakareti hem 'kamu görevlisine görevinden dolayı' (m. 125/3-a) hem de 'kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle' (m. 125/3-c) işlediği kabul edilmiştir. Yargıtay, bu durumda mahkemenin TCK m. 61 uyarınca temel cezayı belirlerken, 'iki nitelikli halin gerçekleştiğini gözeterek, alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayin etmesi gerektiğini' belirtmiştir. Bu, TCK m. 125/3'teki bentlerin birbirinden bağımsız nitelikli haller olduğunu ve birden fazlasının aynı olayda gerçekleşebileceğini gösterir. Aynı mantık, m. 125/3-b'nin (siyasi düşüncesinden dolayı hakaret) ve m. 125/3-a'nın (görevinden dolayı hakaret) aynı anda bir siyasetçiye veya kamu görevlisine yönelik olarak işlenmesi durumunda da geçerlidir. Bu durum, fiilin haksızlık içeriğinin katlanarak arttığını ve cezanın da buna göre orantılı olarak belirlenmesi gerektiğini ortaya koyar.