5237 sayılı TCK'nın hakaret suçunu düzenleyen 125. maddesinin gerekçesinde, 'Kişinin bedenî arızasını ifade etmekle... de hakaret suçu işlenmiş olur. Örneğin, kişiye 'kör', 'şaşı', 'topal' ... demekle, hakaret suçu işlenmiş olur' ifadesi yer almaktadır. Bu gerekçeyi, Yargıtay 18. CD 2016/18820 sayılı kararında geçen 'çingene' ifadesinin hakaret oluşturmadığına dair 'karşı oy' yazısındaki 'nefret söylemi' ve 'önyargı saiki' kavramlarıyla birlikte eleştirel bir yaklaşımla değerlendiriniz.
TCK m. 125 gerekçesindeki yaklaşım ile karşı oydaki 'nefret söylemi' analizi, hakaret suçunun değerlendirilmesinde iki farklı felsefi ve sosyolojik bakış açısını yansıtmaktadır. **1. TCK Gerekçesindeki Geleneksel Yaklaşım:** * Gerekçe, bir ifadenin hakaret olup olmadığını belirlerken, ifadenin toplumda hâkim olan telakkilere ve örf ve adetlere göre 'küçük düşürücü' olup olmadığına odaklanır. Bu yaklaşıma göre, 'kör', 'topal' gibi ifadeler, bir bedensel durumu ifade etmenin ötesinde, bu durumu bir aşağılama, alay veya kusur atfetme aracı olarak kullanıldığında, toplumdaki genel algı nedeniyle kişiyi rencide edici kabul edilir ve hakaret suçunu oluşturur. Burada odak noktası, ifadenin mağdur üzerindeki 'rencide edici' etkisidir. **2. Karşı Oydaki Modern 'Nefret Söylemi' Yaklaşımı:** * Yargıtay 18. CD 2016/18820 sayılı kararındaki karşı oy, 'çingene' ifadesini değerlendirirken geleneksel 'küçük düşürücü mü?' sorusunun ötesine geçer. Bu ifadenin, tarihsel ve sosyolojik olarak 'önyargıya' maruz kalmış, belirli bir aidiyete sahip bir gruba yönelik olup olmadığını ve failin 'nefret saiki' ile hareket edip etmediğini sorgular. * Bu yaklaşıma göre, 'çingene' kelimesinin kendisi, TDK tanımı itibarıyla bir topluluğu ifade eder ve tek başına hakaret değildir. Ancak, bu kelime eğer toplumdaki patolojik bir önyargıyı yansıtacak şekilde, bir nefret söylemi olarak, kişiyi o aidiyeti nedeniyle aşağılamak amacıyla kullanılıyorsa, o zaman hakaret suçunu oluşturur. Burada önemli olan, failin kastının sadece kişiyi değil, onun temsil ettiği grubu da hedef alan bir 'nefret' içermesidir. **Eleştirel Değerlendirme ve Sentez:** * TCK gerekçesindeki yaklaşım, daha statik ve toplumun mevcut (belki de yanlış) değer yargılarına dayalıdır. Bir bedensel durumun kendisi ayıp veya kusur olmadığı halde, toplumdaki yanlış algı nedeniyle bu durumu ifade etmeyi hakaret saymak, bu yanlış algıyı pekiştirme riski taşır. Birine 'kör' demek yerine, 'görme engelli' demenin tercih edilmesi sosyal nezaket gereği olsa da, 'kör' kelimesinin her kullanımının otomatikman hakaret sayılması tartışmalıdır. Kastın (aşağılama amacı) varlığı belirleyici olmalıdır. * Karşı oydaki nefret söylemi yaklaşımı ise daha dinamik, insan hakları temelli ve sosyolojik bir analiz sunar. Suçun sadece bireyin onuruna değil, aynı zamanda o bireyin ait olduğu grubun onuruna ve toplumsal barışa yönelik boyutunu da ele alır. Bu, ayrımcılıkla mücadelenin ceza hukukuna yansımasıdır. Sonuç olarak, gerekçedeki yaklaşım ifadenin 'sonucuna' (rencide edici olup olmadığına) odaklanırken, karşı oydaki yaklaşım ifadenin 'saikine' (nefret ve önyargı içerip içermediğine) odaklanır. Modern ceza hukuku, özellikle ayrımcılığa maruz kalan gruplara yönelik ifadelerde, karşı oydaki gibi saik temelli bir analizi giderek daha fazla benimsemektedir. Bir ifadenin, sırf toplumda olumsuz bir çağrışımı var diye değil, fail tarafından bilinçli bir aşağılama ve nefret aracı olarak kullanıldığında hakaret sayılması daha adil bir yaklaşım olacaktır.