Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/604 sayılı kararında atıf yapılan Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 20/04/1967 tarihli kararı (Johnson Mektubu olayı), devlet sırrının belirlenmesinde yürütme organının beyanının rolünü nasıl ortaya koymaktadır? Bu karara göre, bir belgenin 'devlet sırrı' olarak kabul edilmesi için mahkemenin ayrıca bir araştırma yapması gerekir mi?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #223802

Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 1967 tarihli Johnson Mektubu olayına ilişkin kararı, bir bilginin 'devlet sırrı' olup olmadığının belirlenmesinde yürütme organının yetkili bir üyesinin beyanına belirleyici bir önem atfeden klasik bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Kararda, dönemin Dışişleri Bakanı'nın, elde edilip yayımlanan mektubun 'devlet sırlarından olduğunu' Meclis'te açıkça beyan etmesi, söz konusu belgenin hukuken 'devlet sırrı' olarak kabul edilmesi için yeterli görülmüştür. Bu yaklaşıma göre, yürütmenin en üst düzeydeki ilgili temsilcisinin (Dışişleri Bakanı) bir konunun devletin milli ve milletlerarası menfaatleri gereği gizli kalması gerektiğini açıklaması, o bilginin sır niteliğini ispata yetmektedir. Bu karardaki mantığa göre, yürütmenin bu yöndeki açık ve yetkili beyanı karşısında, mahkemenin ayrıca 'bu bilgi gerçekten sır mıdır, değil midir?' diye derinlemesine bir araştırma yapmasına veya konuyu farklı bir şekilde takdir etmesine gerek yoktur. Yürütmenin beyanı, sırrın varlığına dair kesin bir karine teşkil etmektedir. Bu görüş, devletin dış politikası ve güvenliğine ilişkin hassas konuları en iyi takdir edecek makamın, o konulardan doğrudan sorumlu olan siyasi iktidar (yürütme) olduğu varsayımına dayanır. Ancak, Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/604 sayılı modern kararı, bu yaklaşımı bir miktar esnetmiş ve mahkemenin rolünü sadece bir tescil makamı olmaktan çıkarıp, yürütmenin 'sır' nitelemesini hukuka uygunluk (ölçülülük, suç olgusu içermeme vb.) açısından denetleyen bir konuma getirmiştir. Dolayısıyla, 1967'deki karar yürütmenin beyanını neredeyse mutlak kabul ederken, 2018'deki karar bu beyanı yargısal denetime tabi bir tasarruf olarak görmektedir.