Hırsızlık suçunu işlemek amacıyla bir işyerinin kilitli kapısını zorlayan ancak açamayıp içeri giremeden kaçan fail, TCK m. 116/2 kapsamında 'işyeri dokunulmazlığının ihlali suçuna teşebbüs'ten sorumlu tutulabilir mi? 'Girmek' fiilinin ne zaman tamamlanmış sayılacağı ve teşebbüsün sınırlarını YCGK'nın 2018/451 sayılı kararındaki ilkelerle tartışınız.
Evet, bu durumda fail hem nitelikli hırsızlık suçuna teşebbüsten (TCK m. 142/1-h ve m. 35) hem de işyeri dokunulmazlığının ihlali suçuna teşebbüsten (TCK m. 116/2 ve m. 35) sorumlu tutulmalıdır. YCGK'nın 2017/136 ve 2018/451 gibi kararlarında bu konu netleştirilmiştir. 'Girmek' fiilinin tamamlanması konusunda doktrinde farklı görüşler olsa da (vücudun tamamen girmesi gerekip gerekmediği gibi), Yargıtay uygulaması, suçla korunan hukuki değere (kişinin mekanındaki huzur ve güvenlik duygusu) yönelik icra hareketlerine başlanmasını yeterli görmektedir. YCGK 2018/451 sayılı kararına göre, failin hırsızlık amacıyla işyerinin kapı kilidini zorlaması, mağdurun egemenlik ve tasarruf alanına yönelik bir müdahaledir. Bu eylem, hem hırsızlık hem de işyeri dokunulmazlığının ihlali suçlarının kanuni tanımında belirtilen elverişli icra hareketlerinin başlangıcıdır. Suçun teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığı, 'girmek' fiilinin tamamlanıp tamamlanmadığına bağlıdır. Somut olayda fail, kapıyı açıp içeri 'giremediği' için suç tamamlanmamıştır. Ancak fail, suç işleme kastıyla (hırsızlık ve içeri girme), elverişli vasıtalarla (sert bir cisimle kilidi zorlayarak) suçun icrasına başlamış, fakat elinde olmayan nedenlerle (kilidin açılamaması) neticeyi tamamlayamamıştır. Bu durum, TCK m. 35'te tanımlanan teşebbüs halini oluşturur. Önemli bir nokta, TCK m. 142/1-h'deki (eski b bendi) nitelikli hırsızlık hali, işyerine girmeyi bir unsur olarak değil, eşyanın 'bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış' olmasını bir nitelikli hal olarak düzenler. Bu nedenle, hırsızlık amacıyla işyerine girildiğinde, bileşik suç (TCK m. 42) değil, gerçek içtima (ayrı ayrı cezalandırma) kuralı uygulanır. Bu ilke, suçun teşebbüs aşamasında kalması halinde de geçerlidir. Dolayısıyla fail, iki ayrı suça teşebbüsten sorumlu olur.