5187 sayılı Basın Kanunu m. 26'da öngörülen hak düşürücü dava açma süreleri, TCK m. 327-330'da düzenlenen devlet sırlarına karşı suçların basın yoluyla işlenmesi halinde nasıl bir uygulama alanı bulur? Devlet sırrını 'temin etme' ve 'açıklama' suçları bu süreler açısından farklı değerlendirilebilir mi? Yargıtay 16. Ceza Dairesi 2018/604 sayılı kararını referans alarak açıklayınız.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/604 sayılı kararına göre, Basın Kanunu m. 26'daki hak düşürücü sürelerin uygulanıp uygulanmayacağı, suçun niteliğine göre değişir. 1. **Devlet Sırrını Açıklama Suçları (TCK m. 329, 330):** Bu suçlar, 'açıklama' unsurunu içerirler. Açıklama, doğası gereği aleniyetle yakından ilişkilidir ve basın yoluyla (gazete, internet haberi vb.) işlenmeye son derece elverişlidir. Yargıtay, devlet sırrını açıklama suçunun basın yoluyla işlenmesi halinde, bu suçun 'basın yoluyla işlenen suç' niteliğinde olduğunu ve dolayısıyla 5187 sayılı Basın Kanunu m. 26'daki hak düşürücü sürelere (günlük süreli yayınlar için 4 ay, diğerleri için 6 ay) tabi olduğunu kabul etmektedir. Eğer bu süreler içinde dava açılmazsa, CMK m. 223/8 uyarınca davanın düşmesine karar verilmelidir. 2. **Devlet Sırrını Temin Etme Suçları (TCK m. 327, 328):** Bu suçlar ise 'temin etme' fiiliyle oluşur ve tamamlanır. Temin etme, sır olan bilginin öğrenilmesi eylemidir ve yapısı gereği aleniyet unsurunu içermez. Gizli bir eylemdir. Bu nedenle, sırrı temin etme suçu 'basın yoluyla işlenen bir suç' değildir. Sonuç olarak, bu suçlar Basın Kanunu'ndaki özel dava açma sürelerine tabi olmayıp, genel zamanaşımı kurallarına (TCK m. 66) tabidirler. Özetle, aynı olayda bir gazeteci sırrı hem temin edip hem de gazetesinde açıklarsa, açıklama suçuna ilişkin dava Basın Kanunu'ndaki kısa sürelere tabi iken, temin etme suçuna ilişkin dava genel zamanaşımı süresi içinde her zaman açılabilir. Yargıtay'ın bu ayrımı, suçların maddi unsurlarının farklılığına dayanmaktadır.