CMK'nın 3. maddesi, yargılamanın belirli bir mahkemede yapılması gerektiğini belirlerken, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2010/9-254 E., 2011/31 K. sayılı kararında taksirle öldürme ve taksirle yaralama fiilinde 'şikayet koşulu' ve 'suç vasfındaki yanılgı' nasıl bir görev sorununa yol açmıştır?
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun bahsi geçen kararında, sanığın trafik kazası sonucu bir kişinin ölümüne ve iki kişinin taksirle basit yaralanmasına neden olduğu olay değerlendirilmiştir. Taksirle yaralama suçunun (TCK m.89/5) şikayete bağlı olduğu, ancak TCK m.89/1 kapsamına giren yaralamalar hariç, suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde şikayet aranmayacağı belirtilmiştir. Kararda, mağdurların yaralanmalarının TCK m.89/1 kapsamında olması nedeniyle şikayete bağlı olduğu ve mağdurların sanıktan şikayetçi olmadıkları anlaşılmıştır. Bu durumda, Yargıtay, sanığın eyleminin başlangıçta TCK m.85/2'de düzenlenen (birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma) suçu oluşturduğunu düşünse de, yaralamadan ötürü şikayetin bulunmaması nedeniyle eylemin sadece taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu (TCK m.85/1) oluşturduğuna karar vermiştir. Yerel mahkemenin TCK m.85/2 uyarınca cezalandırma ve buna göre lehe yasa değerlendirmesi yapması 'suç vasfındaki yanılgı' olarak değerlendirilmiş ve hüküm bozulmuştur. Bu durum, 'madde bakımından yetki' (CMK m.3) doğrudan bir görevsizlik kararı olmasa da, yerel mahkemenin suç vasfını hatalı belirlemesinin, uygulanacak yasa hükmünü ve dolayısıyla davanın niteliğini değiştirmesi nedeniyle, bir anlamda görev alanını etkileyen bir 'yanılgı' olarak değerlendirildiğini göstermektedir. Zira suç vasfı, davanın hangi mahkemede görüleceği (örneğin Asliye Ceza mı, Ağır Ceza mı) üzerinde doğrudan etkilidir.