Türk Medeni Kanunu'nda (TMK) evli kadının soyadı meselesinin geçmişten günümüze hukuki gelişimini ve Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 22/02/2023 tarihli (E.2022/155, K.2023/38) kararının bu konudaki devrim niteliğindeki değişikliğini, ilgili mevzuat (TMK 187, Soyadı Kanunu 4, Soyadı Nizamnamesi 17) ve uluslararası sözleşmeler (AİHS) ile Yargıtay içtihatları ışığında detaylıca açıklayınız. Bu kararın 'eşitlik ilkesi' ve 'kişilik hakkı' üzerindeki etkilerini analiz ediniz.
Türk hukukunda evli kadının soyadı meselesi, uzun yıllar boyunca eşitlik ilkesi bağlamında tartışmalara konu olmuş ve önemli hukuki gelişimler kaydetmiştir. Bu mesele, temelde Türk Medeni Kanunu (TMK) madde 187, 2525 sayılı Soyadı Kanunu madde 4 ve Soyadı Nizamnamesi madde 17 ile düzenlenmiştir. **Geçmişteki Hukuki Durum ve Eleştiriler:** * **TMK 187'nin Eski Hali:** 'Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir.' Bu düzenleme, kadının evlenince kocasının soyadını almasını zorunlu kılmış, kendi soyadını tek başına kullanma imkanı tanımamıştır. Daha önce iki soyadı kullanan kadınlar ise bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilmekteydi. * **Soyadı Kanunu 4'ün İptal Edilen Cümlesi:** 'Soyadı seçme vazifesi ve hakkı evlilik birliğinin reisi olan kocaya aittir.' Bu hükmün birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesi'nin 8/12/2011 tarihli, E.: 2010/119, K.: 2011/165 sayılı kararıyla iptal edilmiştir, çünkü evlilik birliğinin reisliğini kocaya atfetmek, cinsiyet eşitliği ilkesine aykırı bulunmuştur. * **Eleştiriler:** Bu düzenlemeler, soyadının bir kişilik hakkı olmasına rağmen, hukuki niteliği açısından kadının 'kızlık soyadı' için geçerli olmadığı, yani hukuki niteliği açısından bir kişilik hakkı olan soyadının işlevi ve özelliklerinin Türk Hukukunda yalnızca erkekler için geçerli olduğu yönünde eleştirilere maruz kalmıştır. Bu durum, kadının evlenmeden önceki kimliğinin ve mesleki/sosyal tanınırlığının kaybolmasına yol açabilmekteydi. **Anayasa Mahkemesi'nin Devrim Niteliğindeki Kararı (E.2022/155, K.2023/38, 22/02/2023):** AYM, 2011 tarihli kararından tam 11 yıl sonra, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan ve kadının soyadı olarak yalnızca evlenmeden önceki soyadını kullanmasını engelleyen 187. maddeyi eşitliğe aykırı bularak iptal etmiştir. (Karar, 28/04/2023 tarihinden başlayarak 9 ay geçmesiyle yürürlüğe girecektir.) * **Gerekçe ve Etkileri:** * **Kişilik Hakkı:** AYM, soyadının bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur ve 'mutlak bir kişilik hakkı' olduğunu vurgulamıştır. Hiç kimsenin soyadı üzerindeki hakkından vazgeçemeyeceği, feragat edemeyeceği ve bu hakkı devredemeyeceği belirtilmiştir. * **Eşitlik İlkesi:** Evli kadının kocasının soyadını almak zorunda bırakılmasının ve kendi soyadını tek başına kullanamamasının, erkek ve kadın arasında cinsiyete dayalı bir ayrımcılık yarattığı, dolayısıyla Anayasa'da güvence altına alınan 'eşitlik ilkesi'ne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu karar, Türk kadınlarına artık evlendikten sonra kocalarının soyadı olmaksızın yalnızca kendi soyadlarını herhangi bir dava açma külfetine katlanmadan kullanma hakkını tanımıştır. **Uluslararası Sözleşmeler ve Yargıtay İçtihatları ile İlişki:** AYM'nin bu kararı, uluslararası sözleşmeler ve Yargıtay'ın önceki içtihatlarıyla paralellik göstermektedir: * **AİHS ve Anayasa 17:** AİHS'nin özel hayata saygı hakkı (m.8) ve ayrımcılık yasağı (m.14) ile Anayasa'nın 17. maddesindeki (yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı) prensipler, evli kadının önceki soyadını kullanmasının engellenmesinin bu hakların ihlali olduğu yönünde AYM ve Yargıtay'ın (örneğin Sevim Akat Eşki, Gülsüm Genç, Neşe Aslanbay Akbıyık bireysel başvuru kararları) emsal kararlarında belirtilmiştir. * **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun Tutumu:** Yargıtay HGK, E.2014/889, K.2015/2011, 30/9/2015 tarihli kararında da, kadının evlenmeden önceki soyadını kullanmasına izin verilmemesinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, Anayasa'nın 90. maddesinin beşinci fıkrası gereğince uluslararası sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğini ve kızlık soyadını kullanmak istemek için haklı bir gerekçenin bulunmasına ihtiyaç olmadığı, bu hakkın AİHS ve Anayasa kapsamında bir insan hakkı olduğu ve cinsiyete dayalı olarak bir ayrıma tabi tutulmaksızın erkek ve kadın arasında eşit şekilde uygulanması gerektiğine karar vermiştir. Bu karar, Türkiye'deki insan hakları ve cinsiyet eşitliği mücadelesinde önemli bir dönüm noktası olup, yasama ve yürütme organları ile idare makamlarının da eşitlik ilkesinin hayata geçirilmesinde belirli yükümlülükleri olduğunu pekiştirmektedir.