İmar kirliliğine neden olma suçunda, fiilin işlendiği tarihte yürürlükte olmayan bir kanun maddesine dayanılarak ceza verilip verilmeyeceği ve bu durumda 'derhâl beraat' ile 'zamanaşımı nedeniyle düşme' kararları arasındaki hukuki farkı Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ışığında değerlendiriniz.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suçta ve cezada kanunilik" başlıklı 2. maddesi ile "zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddeleri gereğince, fiilin işlendiği tarihte ceza kanunlarında suç olarak düzenlenmemiş olması halinde kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Bu durum, suçun kanunilik ilkesi (nullum crimen sine lege) ve zaman bakımından uygulama ilkesi (lex mitior) ile doğrudan ilişkilidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2013/556 Esas, 2015/424 Karar sayılı içtihadında da belirtildiği üzere, sanığın eyleminin gerçekleştiği 2003 yılında imar kirliliğine neden olma fiilinin suç olarak düzenlenmemiş olması nedeniyle, derhâl beraat kararı verilmesi şartları oluşmuştur. Zira, 5237 sayılı TCK'nın imar kirliliğine neden olma başlıklı 184. maddesi 12.10.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/9. maddesi açıkça "derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği"ni hüküm altına almıştır. Maddenin gerekçesinde ise, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâllerde derhâl beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir. Bu bağlamda, eylemin suç teşkil etmemesi durumu herhangi bir yargılamayı gerektirmediğinden, öncelikle ve doğrudan beraat kararı verilmelidir. Zamanaşımı nedeniyle düşme kararı ise, fiilin işlendiği tarihte suç teşkil etmesi ancak belirli bir süre içinde yargılamanın tamamlanmaması veya cezanın infaz edilememesi durumunda söz konusu olur. Dolayısıyla, fiilin suç vasfını taşımaması halinde düşme değil, beraat kararı verilmelidir.