Türk Ceza Kanunu Madde 276'da düzenlenen 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu'nun oluşabilmesi için bilirkişinin veya tercümanın hangi nitelikte bir eylemde bulunması gerekir? Bilirkişinin mütalaasının sadece hatalı olması bu suçu oluşturur mu?
TCK Madde 276'da düzenlenen 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu'nun oluşabilmesi için bilirkişinin veya tercümanın kasten, yani bilerek ve isteyerek gerçeğe aykırı bir mütalaada, beyanda veya tercümede bulunması gerekir. Suçun maddi unsuru, yargı makamlarınca veya kanunen yetkili kişi veya kurul tarafından görevlendirilen bilirkişinin gerçeğe aykırı mütalaa vermesi veya tercümanın gerçeğe aykırı tercüme yapmasıdır. Manevi unsur ise kasttır. Failin, gerçeği bildiği halde kasıtlı olarak farklı bir beyanda bulunması, gerçeği çarpıtması veya yanlış tercüme yapması gerekmektedir. Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, bilirkişinin kendi bilgi ve değerlendirmesine göre vereceği mütalaanın sadece hatalı olması, yani bilirkişinin yanlış bir sonuca varması veya hatalı bir rapor hazırlamasının kasten değil de yanlışlıkla veya dikkatsizlik sonucu olması halinde suç unsuru oluşmaz ve cezalandırma yapılmaz. Bu durumda, kast unsuru eksik olacağından TCK 276. madde kapsamında suç oluşmayacaktır. Suçun oluşumu için, gerçeğe aykırılığın objektif olarak var olması ve failin bu aykırılığı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi şarttır.