Yargıtay'ın 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu' (TCK 276) ile ilgili kararlarında, bilirkişi sıfatının yorumu ve bu suçun resmi belgede sahtecilik gibi diğer suçlarla ilişkisi nasıl ele alınmaktadır?
Yargıtay'ın 'Gerçeğe Aykırı Bilirkişilik ve Tercümanlık Suçu' (TCK 276) ile ilgili kararları, bu suçun uygulanma alanını ve diğer suçlarla ilişkisini netleştirmektedir. Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2015/11885 sayılı kararında, tüketici hakem heyetinin yargı mercileri veya suçtan dolayı kanunen soruşturma yapmak ya da yemin altında tanık dinlemek yetkisine sahip kişi veya kurullardan olmaması nedeniyle, bu heyete sunulan raporun TCK'nın 276/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmayacağına hükmedilmiştir. Ancak, TCK'nın 6/1-c maddesi kapsamında kamu görevlisi sayılan bilirkişi sanığın, görevi gereğince düzenlediği, içerik itibarıyla sahte olan ve sahte alındı imzası taşıyan raporun resmi belge olarak kabulünde zorunluluk bulunduğundan, eylemin TCK'nın 38/1 ve 40/2. maddeleri delaletiyle TCK'nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçuna temas ettiği belirtilmiştir. Bu karar, bilirkişi sıfatının sadece belirli yargısal veya soruşturma makamları önünde geçerli olduğunu ve bilirkişi tarafından düzenlenen belgenin niteliğinin önemini ortaya koymaktadır. Ayrıca, Yargıtay 21. Ceza Dairesi'nin 2016/2101 sayılı kararında, kadastro tespit çalışmaları sırasında mahalli bilirkişi olarak görev yapan sanıkların, kadastro tutanakları düzenlendiği sırada gerçeğe aykırı bilirkişilik yapmak suretiyle köye ait meraları kendileri ve akrabalarının üzerine geçirilmesini sağlamaları eyleminin TCK 276'yı oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdir ve değerlendirmesinin üst dereceli asliye ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu kararlar, TCK 276'nın, eylemin niteliğine ve kamu görevlisi olup olmamaya göre diğer suçlarla (özellikle resmi belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma) nasıl ayrıştığını veya kesiştiğini göstermektedir.