Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2016/475 K. sayılı kararı bağlamında, bir failin kendi hakkında soruşturma yapılmasını engellemek amacıyla 'başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanarak' (TCK 268) iftira suçunu işlemesi durumunu açıklayınız. Bu eylemin, bildirilen kimlik bilgilerinin 'gerçekte var olan bir kişiye ait olması' ile 'gerçekte var olmayan bir kişiye ait olması' arasındaki hukuki farkı ve uygulanacak suç tiplerini belirtiniz.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2016/475 K. sayılı kararı, TCK 268. maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanarak hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemeye çalışan kişilerin eylemini değerlendirmiştir. Karara göre: Eğer failin bildirdiği kimlik bilgileri 'gerçekte var olan bir kişiye ait' ise, eylem 5237 Sayılı TCY'nin 268/1. maddesi yollamasıyla, 267/1. maddesindeki 'iftira' suçunu oluşturur. Çünkü bu durumda, fail işlemediği bir fiili bilerek başka bir gerçek kişiye isnat etmektedir. Eğer failin bildirdiği kimlik bilgileri 'gerçekte var olmayan bir kişiye ait' olduğunun saptanması halinde ise, eylem aynı Kanun’un 206. maddesindeki 'resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan' suçunu oluşturacaktır. Bu ayrım, failin eyleminin hukuki vasfını ve dolayısıyla uygulanacak ceza hükmünü doğrudan etkiler. Yargıtay bu kararda, somut olayda A.T.'nin gerçek kişi olduğunun anlaşılmasıyla sanık hakkında iftira suçundan hüküm kurulması gerektiğini, ancak yalan beyan suçundan ayrıca mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir.