Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin 2015/34956 E., 2017/6794 K. sayılı kararında, tanıkların sanığın akrabası, işçisi, eşi, çocuğu veya arkadaşı olmasının, anlatımlarının reddedilmesi için tek başına haklı ve kanuni bir gerekçe olamayacağı belirtilmiştir. Bu durumda mahkeme, bu tür tanıkların beyanlarını değerlendirirken hangi prensiplere göre hareket etmeli ve beyanlara itibar etmeme nedenlerini nasıl açıklamalıdır?
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında belirtildiği gibi, bir tanığın sanıkla yakın bir ilişkisinin (akraba, eş, çocuk, arkadaş, işçi vb.) olması, tek başına o tanığın beyanlarının güvenilmez olduğu veya reddedilmesi gerektiği anlamına gelmez. Mahkeme, bu tür tanıkların beyanlarını değerlendirirken şu prensiplere göre hareket etmelidir: 1. **Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi İlkesi (CMK m. 217):** Hâkim, kanuna uygun olarak elde edilmiş her türlü delili serbestçe takdir eder. Bu, tanığın sanıkla yakınlığı olan beyanlarını da kapsar. 2. **Objektif Değerlendirme:** Mahkeme, tanığın beyanlarını, sanıkla olan ilişkisinden bağımsız olarak, diğer delillerle (varsa), olayın oluş şekliyle, kendi içindeki tutarlılığıyla ve hayatın olağan akışıyla karşılaştırarak objektif bir şekilde değerlendirmelidir. 3. **Beyanın İçeriğine Odaklanma:** Önemli olan, tanığın ne söylediği, beyanının mantıklı ve ikna edici olup olmadığıdır; kim olduğu veya sanıkla ilişkisi ikincil plandadır. 4. **Çelişkilerin ve Tereddütlerin Giderilmesi:** Eğer tanığın beyanında çelişkiler varsa veya diğer delillerle uyuşmuyorsa, mahkeme bu çelişkileri gidermeye çalışmalı, gerekirse tanığa ek sorular sormalı veya yüzleştirme yapmalıdır. 5. **Menfaat Çatışması İhtimalinin Gözetilmesi:** Tanığın sanıkla olan yakınlığı, beyanını değerlendirirken bir 'dikkat unsuru' olabilir. Tanığın olayı çarpıtma, yalan söyleme veya sanığı koruma yönünde bir menfaati olup olmadığı (olası bir taraflılık) göz önünde bulundurulabilir. Ancak bu, peşin bir hükümle beyanın reddedilmesi anlamına gelmez. **Beyanlara İtibar Etmeme Nedenlerinin Açıklanması:** Eğer mahkeme, sanıkla yakınlığı olan bir tanığın beyanlarına itibar etmemeye karar verirse, bu kararını **somut, makul ve denetime elverişli gerekçelerle** açıklamak zorundadır (Anayasa m. 141/3, CMK m. 34, m. 230). Sadece 'tanık sanığın eşidir/çocuğudur, bu nedenle beyanına itibar edilmemiştir' gibi soyut bir gerekçe yeterli değildir. Mahkeme, neden o tanığın beyanının güvenilir bulunmadığını, hangi delillerle çeliştiğini veya neden hayatın olağan akışına aykırı olduğunu somut olarak ortaya koymalıdır. Aksi takdirde, karar eksik inceleme ve yetersiz gerekçe nedeniyle bozulabilir.