Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1722 sayılı kararında, aile konutu üzerindeki rıza dışı ipotekle ilgili davanın 'konusuz kalması' kabul edilirken, ilk derece mahkemesi 'kimsenin kendi kusurlu davranışı ile lehine bir durum elde edemeyeceği' ilkesine dayanarak direnmiştir. Bu iki hukuki ilkenin somut olayda çatışmasını ve HGK'nın neden 'konusuz kalma' ilkesini üstün tuttuğunu açıklayınız.
Bu olayda iki ilke çatışmaktadır. İlk derece mahkemesi, bankanın (davalı) rıza dışı ve dolayısıyla hukuka aykırı bir ipotek tesis ettirip, sonra bu ipoteğe dayanarak yaptığı takip sonucu taşınmazı almasının 'hakkın kötüye kullanılması' ve 'kendi kusurundan hak çıkarma yasağı' ilkelerine aykırı olduğunu savunmuştur. Bu, bir maddi hukuk ilkesidir. Hukuk Genel Kurulu (HGK) ise, usul hukuku ilkesini öne çıkarmıştır. HGK'ya göre, dava 'ipoteğin kaldırılması' talebiyle açılmıştır. Dava devam ederken taşınmazın mülkiyeti, ipotekten bağımsız bir hukuki işlem olan 'cebri icra' ile bankaya geçmiştir. Bu durumda, artık kaldırılacak bir ipotek kalmamıştır, çünkü taşınmazın mülkiyeti el değiştirmiştir. Davanın konusu olan 'ipotek' ortadan kalktığı için, dava 'konusuz' kalmıştır. HGK, usul ekonomisi ve davanın konusuna bağlılık ilkesi gereği, mevcut olmayan bir hukuki durum hakkında karar verilemeyeceğini belirterek, usul hukukuna ilişkin 'konusuz kalma' ilkesini, maddi hukuka ilişkin 'hakkın kötüye kullanılması' ilkesine yeğlemiştir. Davacının, varsa, başka bir dava (tazminat vb.) ile hakkını arayabileceği zımnen kabul edilmiştir.