YCGK 2019/441 sayılı kararında, Anayasa Mahkemesi'nin 'iki kişi arasında yapıldığı ileri sürülen telefon konuşmasının kimliği açıklanmayan birisi tarafından hukuka aykırı bir şekilde elde edilerek sunulması halinde, bu kayıtların delil olarak kullanılamayacağı' yönündeki kararına atıf yapılmıştır. Bu durum, CMK m.135'te düzenlenen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanma koşulları ve yetkili merciler açısından ne gibi sonuçlar doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #21552

YCGK 2019/441'de atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararı, özel kişiler tarafından dahi olsa hukuka aykırı (örneğin, gizlice, rıza dışı, bir mahkeme kararı olmaksızın) elde edilen telefon konuşma kayıtlarının delil olarak kullanılamayacağını belirtmektedir. Bu durum, CMK m. 135'te düzenlenen iletişimin denetlenmesi tedbirinin uygulanma koşulları ve yetkili merciler açısından şu önemli sonuçları doğurur: 1. **Yetkili Merci ve Karar Zorunluluğu:** CMK m. 135, iletişimin denetlenmesinin (dinleme, kayda alma, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi) ancak kanunda sayılan katalog suçlar için, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe varlığında ve başka suretle delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, **hâkim kararı** veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde **Cumhuriyet savcısının yazılı emri** (bu emir de 24 saat içinde hakim onayına sunulmak zorundadır) ile yapılabileceğini açıkça düzenler. Özel kişilerin veya yetkisiz kamu görevlilerinin bu tür bir denetleme yapması ve kayıt alması kesinlikle hukuka aykırıdır. 2. **Özel Kişilerce Elde Edilen Kayıtların Geçersizliği:** Anayasa Mahkemesi'nin vurguladığı gibi, hukuka aykırılık sadece resmi makamların eylemleriyle sınırlı değildir. Bir özel kişinin, başkalarının konuşmalarını gizlice kaydetmesi ve bu kayıtları delil olarak sunması, temel hak ve özgürlüklerin (özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti) ihlali anlamına gelir ve bu yolla elde edilen deliller de aynı şekilde hukuka aykırı ve geçersizdir. 3. **CMK m.135'in Baypas Edilememesi:** Kimliği belirsiz veya yetkisiz kişilerce yapılan bu tür kayıtlar, CMK m. 135'in getirdiği güvenceleri (hâkim kararı, katalog suç, son çare olma ilkesi vb.) tamamen devre dışı bırakır. Böyle bir delilin kabulü, kanuni prosedürlerin anlamsızlaşmasına ve keyfiliğe yol açar. 4. **Delil Yasaklarının Kapsamı:** Bu durum, delil yasaklarının sadece devlet organlarının hukuka aykırı eylemlerini değil, aynı zamanda özel kişilerin temel hakları ihlal ederek elde ettiği bulguları da kapsadığını gösterir. Devlet, bu tür hukuka aykırı delillere itibar ederek yargılama yapamaz, yaparsa dürüst işlem ilkesini ve adil yargılanma hakkını ihlal etmiş olur. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi'nin bu yaklaşımı, CMK m. 135'in katı koşullarının ve getirdiği güvencelerin, özel kişilerce yapılacak hukuka aykırı müdahalelerle dolanılamayacağını, temel hakların korunmasının öncelikli olduğunu ve bu yolla elde edilen hiçbir kaydın ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.