CMK Madde 206 ve ilgili Yargıtay kararları ışığında, bir delilin 'kanuna aykırı olarak elde edilmesi' (m. 206/2-a) ile 'delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi olmaması' (m. 206/2-b) arasında nasıl bir öncelik ilişkisi vardır? Mahkeme, karara etkisi olmayacağını düşündüğü bir delilin aynı zamanda kanuna aykırı elde edildiğini tespit ederse, ret gerekçesinde hangisine öncelik vermelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #21551

CMK Madde 206/2'de sayılan delil reddi sebepleri arasında normatif bir öncelik sıralaması açıkça belirtilmemiş olsa da, 'kanuna aykırı olarak elde edilmiş delil' (m. 206/2-a) yasağı, ceza muhakemesinin temel prensipleri ve adil yargılanma hakkıyla doğrudan ilgili olduğu için genellikle daha temel ve öncelikli bir ret sebebi olarak kabul edilir. Eğer mahkeme, bir delilin hem kanuna aykırı olarak elde edildiğini hem de ispat edilmek istenen olayın karara etkisi olmadığını tespit ederse, ret gerekçesinde her iki hususa da değinebilir. Ancak, **'kanuna aykırılık' iddiası ve tespiti, delilin içeriğine girilmeden, onun ispat gücünden veya karara etkisinden bağımsız olarak delilin yargılamadan dışlanmasını gerektiren daha kategorik bir yasaktır.** Pratikte mahkemeler şu şekilde bir yol izleyebilir: 1. **Öncelikle Hukuka Uygunluk Denetimi:** Mahkeme, bir delil talebiyle karşılaştığında veya re'sen bir delili değerlendireceğinde, öncelikle o delilin elde ediliş biçiminin hukuka uygun olup olmadığını (CMK m. 217/2) denetlemelidir. Eğer delil hukuka aykırı ise, CMK m. 206/2-a uyarınca reddedilmelidir. Bu durumda, artık delilin karara etkili olup olmadığını tartışmaya gerek kalmayabilir, çünkü hukuka aykırı delil zaten hükme esas alınamaz. 2. **Diğer Ret Sebeplerinin Değerlendirilmesi:** Eğer delil hukuka uygun bir şekilde elde edilmişse, bu kez CMK m. 206/2-b (karara etkisizlik) veya m. 206/2-c (davayı uzatma amacı) gibi diğer ret sebepleri gündeme gelebilir. Dolayısıyla, eğer bir delil hem hukuka aykırı elde edilmiş hem de karara etkisi yoksa, mahkemenin ret gerekçesinde öncelikle ve özellikle **hukuka aykırılığa** vurgu yapması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Çünkü bu, delilin içeriği ne olursa olsun, yargılama sisteminin temel hak ve özgürlükleri koruma ve hukuka bağlı kalma taahhüdünü yansıtır. Karara etkisizlik ise daha çok delilin ispat gücü ve yargılamanın etkinliği ile ilgili ikincil bir değerlendirmedir. YCGK kararlarında da (örneğin 2019/441) hukuka aykırı delillerin mutlak surette dışlanması gerektiği sıkça vurgulanmaktadır.