Çekişmeli bir boşanma davasında, tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına yol açan vakıaları ispat için 'tanık' deliline dayanmaları durumunda, HMK'daki 'tanığın doğruyu söyleme yükümlülüğü' ilkesi nasıl yorumlanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #215415

HMK m. 255'e göre, kanunda gösterilen istisnalar dışında, tanıkların doğruyu söylemesi asıldır. Boşanma davalarında tanıklar genellikle tarafların yakınları veya arkadaşları olduğundan, beyanlarının subjektif olma ihtimali vardır. Ancak bu durum, tanıklığı tek başına geçersiz kılmaz. Hakim, tanıkların beyanlarını değerlendirirken; tanığın taraflarla olan yakınlık derecesini, beyanlarındaki tutarlılığı, olayı bizzat görüp görmediğini veya duyuma dayalı mı anlattığını, diğer delillerle (mesaj kayıtları, fotoğraflar, bilirkişi raporları vb.) beyanlarının örtüşüp örtüşmediğini dikkate alarak bir vicdani kanaate ulaşır. Yani, tanık beyanları serbestçe takdir edilir ancak bu takdir keyfi olamaz, dosyadaki diğer delillerle desteklenmesi gerekir. (kalemci.av.tr/is-davalarinda-isverene-karsi-acilmis-davasi-bulunan-taniklarin-durumu/)