Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2016/7026 E., 2017/3341 K. sayılı kararında, sanıklar ve müdafilerinin 'esas hakkında mütalaaya karşı süre verilmeyerek savunma hakkının ihlal edildiği' iddiası değerlendirilirken, sanıkların yargılama boyunca savunma yapmaktan kaçınmaları ile mahkemenin mütalaayı usulünce tebliğ etmemesi arasında nasıl bir ayrım yapılmış ve sonuca nasıl ulaşılmıştır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #21531

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, sanıkların ve müdafilerinin esas hakkındaki mütalaaya karşı yeterli süre verilmediği iddiası iki yönlü değerlendirilmiştir: 1. **Sanıkların Tutumu (Hakların Kötüye Kullanımı İhtimali):** Mahkeme, sanıkların ve müdafilerinin yargılamanın başından itibaren (yaklaşık 3 yıl boyunca) çeşitli gerekçelerle savunma yapmaktan kaçındıklarını tespit etmiştir. Bu durumun, T.C. Anayasası m. 14 ve AİHS m. 17'de yasaklanan 'hakların kötüye kullanımı' niteliğinde olabileceği ve davaların makul sürede sonuçlandırılması yükümlülüğünü ihlal edebileceği belirtilmiştir. Eğer sadece bu durum söz konusu olsaydı, savunma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varılabilirdi. 2. **Mahkemenin Usuli Hatası:** Ancak, mahkemenin kendi ara kararına rağmen (12.10.2015 tarihli celsede mütalaanın sanıklara tebliğine dair ara karar verilmiş) esas hakkındaki mütalaayı bir kısım sanık ve müdafilerine hiç tebliğ etmediği, bir kısmına ise duruşmaya 7 günden az bir süre kala (CMK m. 176/4'teki asgari süreye aykırı olarak) tebliğ ettiği saptanmıştır. Daha da önemlisi, son oturumda sözlü olarak ifade edilmesi ve duruşma tutanağına geçirilmesi gereken mütalaanın, hazır bulunan sanıklar ve müdafileri huzurunda okunmaması (CMK m. 216'ya aykırılık) tespit edilmiştir. **Sonuç:** Daire, sanıkların uzun süre savunma yapmaktan kaçınmış olmalarını bir kenara bırakarak, mahkemenin mütalaayı usulüne uygun tebliğ etmemesi ve son celsede okumaması şeklindeki usuli hatalarının CMK m. 176/4, m. 190/2 ve m. 216'ya aykırılık teşkil ettiğini ve bu durumun **savunma hakkının kısıtlanması** anlamına geldiğini kabul etmiştir. Bu nedenle, sanıkların tutumundan bağımsız olarak, mahkemenin kendi usuli yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bu, mahkemenin usul kurallarına titizlikle uyması gerektiği, aksi takdirde sanıkların önceki davranışları ne olursa olsun adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş sayılacağını gösterir.