CMK Madde 206/2-b'ye göre 'delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa' delil reddedilebilir. Bir ceza davasında, sanığın karakter özelliklerini veya geçmişteki benzer eylemlerini (sabıkasını) ispatlamaya yönelik bir delil talebi, bu bent kapsamında nasıl değerlendirilebilir? Yargıtay içtihadı bu konuda ne yöndedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #21529

CMK Madde 206/2-b, delilin 'relevant' (hükme etkili) olması gerektiğini vurgular. Sanığın karakter özellikleri veya geçmişteki benzer eylemleri (sabıkası), kural olarak, o anda yargılanan fiili işleyip işlemediği konusunda doğrudan bir delil teşkil etmez. Ceza hukukumuzda 'fiil ceza hukuku' esastır, 'fail ceza hukuku' değil. Yani kişi, işlediği fiilden dolayı yargılanır, karakterinden veya geçmişinden dolayı değil. Bu nedenle, sanığın sırf kötü bir insan olduğunu veya daha önce benzer suçlar işlediğini göstermeye yönelik bir delil talebi, eğer yargılanan suçun unsurlarının (maddi veya manevi unsur) ispatına veya cezanın bireyselleştirilmesine (TCK m. 61 kapsamında, örneğin tekerrür durumu gibi) doğrudan bir katkı sağlamıyorsa, CMK m. 206/2-b uyarınca 'karara etkisi yoksa' gerekçesiyle reddedilebilir. Yargıtay, genellikle sanığın geçmiş yaşamı ve karakterine ilişkin delillerin, fiilin ispatıyla doğrudan ilgili olmadığı sürece hükme esas alınamayacağını belirtir. Ancak, bazı özel durumlarda (örneğin, suçun işlenişindeki özel bir saik veya planın anlaşılması, tanık beyanlarının güvenilirliğinin değerlendirilmesi gibi dolaylı bağlantılar kurulabiliyorsa) istisnai olarak kabul edilebilir. Sabıka kaydı ise, TCK m. 58 (tekerrür) veya TCK m. 62 (takdiri indirim nedenleri) gibi cezanın belirlenmesi aşamasında karara etki edebileceği için genellikle delil olarak dosyaya girer, ancak suçun sübutuna ilişkin bir delil olarak doğrudan kullanılmaz.