Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/441 sayılı kararında belirtilen 'delil elde etme yasakları' ve 'delil değerlendirme yasakları' ayrımı, Anayasa'nın 38/6. maddesi ('Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.') ile nasıl bir uyum içindedir? Bir delil hukuka uygun elde edilmiş olsa bile değerlendirme yasağına tabi olabilir mi?
Anayasa'nın 38/6. maddesi, temel olarak 'delil elde etme yasağı'na işaret eder; yani kanuna aykırı (ve daha geniş yorumla hukuka aykırı) yollarla toplanan delillerin kabul edilemeyeceğini belirtir. YCGK'nın 2019/441 sayılı kararında yapılan 'delil elde etme' ve 'delil değerlendirme' yasağı ayrımı, bu anayasal prensibi detaylandırır ve genişletir. Evet, bir delil hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş olsa bile 'delil değerlendirme yasağı'na tabi olabilir. Örneğin, YCGK 2019/441 kararında 'iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delillerin CMK’nın 135. maddesinde sayılanlar dışındaki bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması' bir delil değerlendirme yasağı olarak örneklenmiştir. Burada, iletişimin denetlenmesi kararı usulüne uygun alınmış ve delil hukuka uygun elde edilmiş olabilir; ancak bu delil, katalog dışı bir suç için kullanılamaz. Benzer şekilde, tanıklıktan çekinme hakkını kullanan bir tanığın, daha önce (belki de usulüne uygun alınmış) ifadesinin CMK m. 210 uyarınca rızası olmadan okunamaması da bir değerlendirme yasağıdır. Bu durum, Anayasa m. 38/6'nın lafzından daha geniş bir koruma sağlayarak, delilin elde ediliş biçimi hukuka uygun olsa dahi, adil yargılanma veya başka bir üstün hukuki menfaat gereği bazı delillerin değerlendirme dışı bırakılabileceğini gösterir.