YCGK 2019/441 sayılı kararında bahsedilen 'hukuka aykırı delillerin uzak etkisi' (zehirli ağacın meyvesi) doktrini nedir ve bu doktrin Türk hukukunda Yargıtay tarafından ne ölçüde kabul görmektedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #21524

YCGK 2019/441 sayılı kararında doğrudan 'hukuka aykırı delillerin uzak etkisi' veya 'zehirli ağacın meyvesi' (fruit of the poisonous tree) doktrinine açık bir atıf yapılmamakla birlikte, kararda Murat Volkan Dülger'in 'Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi' isimli eserine atıf yapılması, bu konunun Türk hukuk öğretisinde tartışıldığını ve Yargıtay'ın da bu tartışmalardan haberdar olduğunu göstermektedir. **'Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi' (Zehirli Ağacın Meyvesi) Doktrini:** Bu doktrin, temel olarak, hukuka aykırı bir şekilde elde edilen bir delilin (zehirli ağaç) kendisinin yargılamada kullanılamayacağı gibi, bu hukuka aykırı delil vasıtasıyla ulaşılan diğer delillerin de (zehirli ağacın meyveleri) kural olarak hukuka aykırı sayılması ve yargılamada kullanılamaması gerektiğini savunur. Yani, ilk hukuka aykırılık, ondan türeyen sonraki delilleri de 'zehirler'. **Türk Hukukunda Kabul Durumu:** Türk hukukunda bu doktrinin Amerikan hukukundaki kadar katı ve net bir şekilde uygulandığını söylemek zordur. Yargıtay kararlarında zaman zaman bu doktrine yakın değerlendirmeler yapılsa da, her hukuka aykırı delilden elde edilen ikincil delilin mutlak surette dışlanacağına dair yeknesak bir uygulama bulunmamaktadır. Yargıtay, genellikle her olayı kendi özelinde değerlendirme eğilimindedir. Ancak, YCGK 2019/441 gibi kararlarda, temel hak ve özgürlüklerin ağır ihlali sonucu elde edilen delillerin ve bu delillerle sıkı bağlantısı olan diğer bulguların yargılamada kullanılamayacağı yönündeki vurgu, bu doktrinin ruhuna uygun bir yaklaşım sergilendiğini düşündürmektedir. Özellikle, eğer ikincil delil ile ilk hukuka aykırılık arasında çok sıkı ve doğrudan bir nedensellik bağı varsa ve ikincil delil başka hiçbir hukuka uygun yolla elde edilemeyecek idiyse, bu delilin de dışlanması gerektiği yönünde bir eğilimden bahsedilebilir. CMK m. 217/2'deki 'Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir' hükmü, sadece ilk elde edilen delilin değil, ondan türeyen delillerin de hukuka uygunluğunun sorgulanması gerektiği şeklinde yorumlanmaya açıktır. Özetle, doktrin Türk hukukunda tartışılmakta ve Yargıtay'ın bazı kararlarında dolaylı etkileri görülmekle birlikte, her durumda ve mutlak olarak uygulanan bir kural haline gelmemiştir. Uygulama daha çok somut olayın özelliklerine ve hukuka aykırılığın ağırlığına göre şekillenmektedir.