Bir delilin 'kanuna aykırı olarak elde edilmiş' (CMK m. 206/2-a) sayılması için, aykırılığın sadece Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine mi olması gerekir, yoksa Anayasa, uluslararası sözleşmeler veya diğer kanunlardaki aykırılıklar da bu kapsamda mıdır? YCGK 2019/441 bu konuda nasıl bir genişletici yorum yapmıştır?
Bir delilin 'kanuna aykırı olarak elde edilmiş' (CMK m. 206/2-a) sayılması için aykırılığın sadece Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine olması gerekmez. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2019/441 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, 'kanuna aykırılık' kavramı dar yorumlanmamalı, daha geniş bir kavram olan 'hukuka aykırılık' esas alınmalıdır. Bu genişletici yoruma göre, hukuka aykırılığın tespiti yapılırken: 1. **Pozitif Hukuk Metinleri:** Sadece CMK değil, Anayasa (özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin maddeler), ceza muhakemesini ilgilendiren diğer kanunlar (örneğin PVSK, Avukatlık Kanunu, Tanık Koruma Kanunu), uluslararası sözleşmeler (özellikle AİHS) ve bunlara dayanılarak çıkarılan yönetmelikler gibi tüm normatif düzenlemelere aykırılıklar dikkate alınır. 2. **Evrensel Hukuk İlkeleri ve Temel Haklar:** Pozitif hukukta açık bir düzenleme olmasa bile, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine (örneğin özel hayatın gizliliği, haberleşme hürriyeti, insan onuru, adil yargılanma hakkı) ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırı bir şekilde delil elde edilmişse, bu da hukuka aykırılık sayılır. YCGK 2019/441 sayılı kararında bu genişletici yorum, 'Kanuna aykırılıktan daha geniş bir içeriğe sahip olan hukuka aykırılık kavramının kapsam ve çerçevesi belirlenirken, gerek pozitif hukuk metinlerine, gerekse kişilerin temel hak ve hürriyetlerine ilişkin evrensel hukuk ilkelerine aykırılık bulunup bulunmadığı gözetilmeli ve aykırılığın varlığı durumunda, “hukuka aykırılığın mevcudiyeti” kabul edilmelidir.' şeklinde açıkça ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin atıf yapılan kararında da insan haklarını çiğneyerek elde edilen delillerin kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, delil yasaklarının sadece şekli kanun ihlallerine değil, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan her türlü aykırılığa karşı bir güvence oluşturmasını sağlar.