YCGK'nın 2017/16-956 E., 2017/370 K. sayılı kararında, silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla yargılanan sanıkların, eylemlerinin bir terör örgütü faaliyeti olduğunu bilmedikleri yönündeki olası savunmaları TCK m. 30 (Hata) kapsamında nasıl değerlendirilmiştir? Bu değerlendirmede hangi olgular dikkate alınmıştır?
YCGK'nın kararında, FETÖ/PDY'nin başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve algılanması, örgütün gayrimeşru amaçlarını gizlemesi gibi nedenlerle, bazı örgüt mensuplarının oluşumun bir terör örgütü olduğunu bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, bu iddianın TCK m. 30/1 (suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlarda hata) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak bu değerlendirmenin olaysal yapılacağı ve sanıkların durumunun bu kapsamda olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuca varılırken şu olgular dikkate alınmıştır: 1. **Örgütün Kriminalize Olması:** 7 Şubat 2012 MİT krizi, 17/25 Aralık 2013 operasyonları, 1 Ocak ve 19 Ocak 2014 MİT tırlarının durdurulması gibi sansasyonel olayların kamuoyunda geniş yankı bulması ve örgütün gerçek yüzünün deşifre olmaya başlaması. 2. **MGK Kararları ve Devlet Yetkililerinin Açıklamaları:** Milli Güvenlik Kurulu'nun 30.10.2014 ve sonraki toplantılarında FETÖ/PDY'nin milli güvenliği tehdit eden bir terör örgütü olduğuna dair kararlar alması ve bu kararların kamuoyuyla paylaşılması. Devlet ve hükümet yetkililerinin de bu yönde açıklamalar yapması. 3. **Sanıkların Konumu ve Bilgi Düzeyi:** Kararda yargılanan sanıkların hakim olmaları, eğitim düzeyleri, yaptıkları görev nedeniyle edindikleri bilgi ve tecrübeleri dikkate alındığında, FETÖ/PDY yapılanmasının bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları kabul edilmiştir. Özellikle sanıkların örgüt piramidi içinde 'mahrem alan' sayılabilecek bir konumda oldukları (hakimlik görevi ve ByLock kullanımı) ve örgütün amaç ve yöntemlerinden haberdar olmamalarının hayatın olağan akışına aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle, sanıkların TCK m. 30/1'de düzenlenen hata hükmünden yararlanamayacakları, yani eylemlerinin bir silahlı terör örgütü faaliyeti olduğunu bilerek ve isteyerek hareket ettikleri (doğrudan kast) kabul edilmiştir. Hatanın kaçınılmaz olması şartı da burada sanıklar lehine oluşmamıştır.