CMK m. 109'da düzenlenen 'adli kontrol' tedbirinin hukuki niteliğini ve tutuklama tedbiri ile olan ilişkisini 'ölçülülük ilkesi' bağlamında açıklayınız. Hangi durumlarda adli kontrol kararı verilebilir?
Adli kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine, özgürlüğünü tamamen kısıtlamadan belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altında bulundurulmasını sağlayan bir koruma tedbiridir. Hukuki niteliği itibarıyla, tutuklama ile serbest bırakma arasında yer alan alternatif bir tedbirdir. Adli kontrolün tutuklama ile ilişkisi, ceza muhakemesindeki 'ölçülülük ilkesi' üzerine kuruludur. CMK m. 100/1, 'İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez' derken; m. 101/3 ise tutuklama kararında 'adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere' yer verilmesini zorunlu kılar. Bu, tutuklamanın en son çare (ultima ratio) olduğunu ve daha hafif bir tedbir olan adli kontrol ile aynı amaca ulaşılabiliyorsa, tutuklama yerine adli kontrolün tercih edilmesi gerektiğini ifade eder. Adli kontrol kararı şu durumlarda verilebilir: 1) Tutuklama Sebeplerinin Varlığı Halinde: CMK m. 100'deki tutuklama sebeplerinin (kaçma şüphesi, delilleri karartma tehlikesi) var olduğu ancak tutuklamanın ölçüsüz olacağı düşünülen durumlarda, tutuklama yerine adli kontrole hükmedilebilir. 2) Tutuklama Yasağı Olan Haller: Hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlar gibi tutuklama yasağı öngörülen hallerde de adli kontrol kararı verilebilir (CMK m. 109/2). 3) Tutukluluk Süresinin Dolması: Kanuni tutukluluk süresi dolduğu için salıverilenler hakkında da adli kontrol tedbirleri uygulanabilir (CMK m. 109/7) (URL: https://or.av.tr/cmk-madde-109-adli-kontrol/).