Türk hukukunda, haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşler arasında işlenen malvarlığına karşı suçlarda (örneğin hırsızlık, mala zarar verme) uygulanan 'şahsi cezasızlık sebebi' (TCK m. 167), evlilik birliğinin korunması amacıyla ceza siyaseti açısından nasıl bir tercih yansıtmaktadır? Bu düzenlemenin, mağdur eşin hukuki korunmasını tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığını, hukuk davaları açısından değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #214430

TCK m. 167'de düzenlenen, eşler arasında işlenen malvarlığı suçları için öngörülen şahsi cezasızlık sebebi, kanun koyucunun ceza siyaseti açısından bir tercihini yansıtmaktadır. Bu tercihin temelinde, 'aile birliğinin korunması' ve 'devletin aile içi ilişkilere ceza hukuku yoluyla müdahalesini sınırlama' düşüncesi yatar. Kanun koyucu, eşler arasındaki malvarlığına ilişkin uyuşmazlıkların, evlilik birliğinin mahremiyeti içinde veya hukuk mahkemeleri yoluyla çözülmesinin, ceza yargılamasının getireceği yıpratıcı etkilerden daha doğru olduğu varsayımından hareket etmiştir. Bu, suçun işlenmediği veya eylemin hukuka uygun olduğu anlamına gelmez; sadece failin, mağdurla olan kişisel ilişkisi (eş olması) nedeniyle cezalandırılmamasını öngören bir 'ceza muhakemesi engelidir'. Hayır, bu düzenleme mağdur eşin hukuki korunmasını tamamen ortadan kaldırmaz. Bu sadece 'cezai' sorumluluğu ortadan kaldıran bir düzenlemedir. Mağdur eşin 'hukuki' korunma yolları açıktır. Eşinin malına zarar veren veya malını çalan faile karşı, mağdur eş: 1) Boşanma davası açabilir ve bu eylemi bir boşanma sebebi (örneğin, haysiyetsiz hayat sürme veya evlilik birliğinin sarsılması) olarak ileri sürebilir. 2) Ayrı bir hukuk davası açarak, uğradığı maddi zararın tazminini (tazminat davası) talep edebilir. Dolayısıyla, ceza davası yolu kapalı olsa da, hukuk davası yoluyla zararın giderilmesi ve evlilik birliğinin sona erdirilmesi imkanları devam etmektedir.