5237 sayılı TCK'nın 40. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen 'özgü suç' kavramı ne anlama gelir? Bu suçlara iştirak eden ancak 'özel faillik niteliği' taşımayan bir kişi (örneğin, zimmet suçuna yardım eden bir sivil) hangi sıfatla sorumlu tutulur? Bu kuralın, faillik ve iştirak rejimindeki mantığı nedir?
'Özgü suç' (veya mahsus suç), kanuni tanımında failin belirli bir hukuki statüye veya niteliğe sahip olmasının arandığı suç tipidir. Yani bu suçları herkes işleyemez, sadece kanunda belirtilen o özel niteliği taşıyan kişiler (örneğin, kamu görevlisi, hekim, avukat) fail olabilir. TCK m. 247'deki 'zimmet' suçu, tipik bir özgü suçtur; çünkü bu suçun faili ancak bir 'kamu görevlisi' olabilir. Özgü suçlara iştirak eden ancak bu 'özel faillik niteliğini' taşımayan bir kişi, suçun faili olamaz. TCK m. 40/2, bu durumu 'Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur' şeklinde açıkça düzenlemiştir. Dolayısıyla, zimmet suçunun işlenmesine yardım eden bir sivil kişi, zimmet suçunun 'faili' veya 'müşterek faili' olamaz; sadece 'yardım eden' (şerik) sıfatıyla sorumlu tutulur ve cezası TCK m. 39 uyarınca indirilerek verilir. Bu kuralın ardındaki mantık, faillik statüsünün, suçun kanuni tanımında yer alan tüm unsurları gerçekleştirmeyi gerektirmesidir. Özgü suçlarda 'belirli bir niteliğe sahip olma' (kamu görevlisi olma gibi) unsurunu taşımayan bir kişi, tanım gereği suçun tüm unsurlarını gerçekleştiremeyeceği için fail olamaz. Ancak, suça katkıda bulunduğu için iştirak hükümleri (azmettirme veya yardım etme) çerçevesinde, kendi kusurlu eylemine göre sorumlu tutulur. Bu, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve faillik-iştirak ayrımının bir gereğidir.