506 sayılı Kanun döneminden kalma bir hizmet tespit davasında, davacının 'kamu kurumu olan belediye bünyesinde ücretsiz çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı' olduğu yönündeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, ispat hukukunda hangi temel prensibi yansıtmaktadır? Bu tür davalarda mahkemenin öncelikli olarak hangi delilleri araştırması gerekmektedir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu tespiti, ispat hukukunda kullanılan 'hayatın olağan akışı' ve 'tecrübe kuralları' prensibini yansıtmaktadır. Bu prensibe göre, bir iddianın doğruluğu değerlendirilirken, genel yaşam tecrübelerine, mantık kurallarına ve olayların normal gelişim seyrine uygun olup olmadığına bakılır. Bir kişinin, özellikle bir kamu kurumunda, uzun bir süre boyunca hiçbir ücret almadan çalışması, ekonomik ve sosyal gerçeklerle bağdaşmayan, hayatın olağan akışına aykırı bir durumdur. Bu nedenle, sadece tanık beyanlarına dayalı olarak böyle bir iddianın kabul edilmesi, mahkemeler tarafından inandırıcı bulunmaz. Metinde atıf yapılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1456 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi, bu tür davalarda mahkemenin öncelikli olarak 'yazılı belge' araştırması yapması gerekmektedir. Çünkü kamu kuruluşlarında yapılan çalışmaların resmi kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması esastır. Mahkemenin araştırması gereken başlıca deliller şunlardır: - Ücret tediye bordroları, - Puantaj kayıtları, - İşe giriş ve çıkış bildirgeleri, - Kurumun muhasebe kayıtları, - Görevlendirme yazıları, - Kurumun o dönemdeki müdürleri veya muhasebecisi gibi yetkili kişilerin tanık olarak dinlenmesi. Tanık beyanları, ancak bu resmi kayıtları desteklemek veya açıklamak amacıyla ikincil bir delil olarak değer taşıyabilir.