Bir hizmet tespit davasında, davalı işverenin bir kamu kurumu (belediye) olması, ispat hukuku açısından nasıl bir farklılık yaratır? Kamu kuruluşlarındaki çalışmaların ispatında tanık beyanlarının delil değeri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1456 K. sayılı kararı uyarınca nasıl sınırlandırılmıştır?
Hizmet tespit davasında davalı işverenin bir kamu kurumu olması, ispat hukuku açısından önemli bir farklılık yaratır. Çünkü özel sektör işyerlerinden farklı olarak, kamu kurumlarında yapılan tüm işlemlerin (işe alma, çalışma, ücret ödeme vb.) yazılı belgelere ve resmi kayıtlara dayanması esastır. Bu, kamu maliyesinin ve idari işlemlerin şeffaflığı ve denetlenebilirliği ilkesinin bir gereğidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E: 2016/2670, K: 2017/1456 sayılı kararında bu ilke açıkça vurgulanmıştır. Karara göre, 'kamu kuruluşundaki çalışmaların resmî kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıl olduğuna göre tanık sözlerine dayalı olarak çalışmanın kanıtlandığının kabul edilmesi doğru değildir.' Bu nedenle, kamu kurumuna karşı açılan hizmet tespit davalarında, ispat yükü daha ağırdır ve öncelikli olarak resmi belgelere (ücret tediye bordroları, puantaj kayıtları, görevlendirme yazıları vb.) dayanılması gerekir. Tanık beyanları, özel sektördeki davalarda olduğu gibi tek başına veya birincil delil olarak kabul edilmez. Tanık beyanları, ancak mevcut yazılı belgeleri destekleyici veya açıklayıcı nitelikteyse ya da işverenin hiçbir kayıt ibraz edemediği istisnai durumlarda, diğer yan delillerle birlikte değerlendirilerek bir anlam ifade edebilir. Mahkemenin, sadece tanık beyanlarına dayanarak bir kamu kurumunda sigortasız çalışma geçtiğine karar vermesi, Yargıtay tarafından eksik araştırma olarak kabul edilmekte ve bozma nedeni sayılmaktadır.