Türk hukukunda, haksız tutuklama nedeniyle tazminat isteyemeyecek kişiler CMK m. 144'te sayılmıştır. Bu kişiler arasında yer alan 'Genel veya özel af, şikâyetten vazgeçme, uzlaşma gibi nedenlerle hakkında kovuşturmaya yer olmadığına veya davanın düşmesine karar verilenler'in tazminat isteyememesinin hukuki mantığı nedir? Bu durum, masumiyet karinesiyle çelişir mi?
CMK m. 144/1-c bendinde sayılan bu kişilerin tazminat isteyememesinin hukuki mantığı, bu hallerde yargılamanın esasına girilerek kişinin 'suçsuzluğunun' veya 'masumiyetinin' bir mahkeme kararıyla kesin olarak tespit edilmemiş olmasıdır. Haksız tutuklama tazminatının (CMK m. 141) temel felsefesi, yargılama sonucunda aklanan, yani beraat eden veya hakkında hiç dava açılmaması gerektiği anlaşılan (KYOK) kişilerin, bu süreçte özgürlüklerinden yoksun kalmaları nedeniyle uğradıkları zararın devlet tarafından giderilmesidir. Af, şikayetten vazgeçme veya uzlaşma gibi nedenlerle verilen düşme veya KYOK kararları ise, sanığın suçlu olup olmadığına dair bir maddi gerçeği ortaya koymaz. Bu kararlar, suçun varlığını veya sanığın eylemini ortadan kaldırmaz, sadece devletin cezalandırma hakkından veya mağdurun takip hakkından feragat etmesi sonucunu doğuran usuli nedenlerdir. Dolayısıyla, bu kişiler hukuken 'aklanmış' sayılmazlar. Bu durum, ilk bakışta masumiyet karinesiyle (suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz) çelişiyor gibi görünse de, tazminat hukukunun mantığı farklıdır. Tazminat, bir 'hak' olarak düzenlenmiştir ve kanun koyucu bu hakkın doğumunu, kişinin suçsuzluğunun kesin bir yargı kararıyla saptanması şartına bağlamıştır. Af veya uzlaşma gibi durumlarda bu şart gerçekleşmediği için tazminat hakkı da doğmamış kabul edilir. Bu, kanun koyucunun bir tercihidir ve kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez, sadece tazminat koşullarının oluşmadığı anlamına gelir.