Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarının atanma ve görevden ayrıldıktan sonra yeniden atanma usulü, 2937 sayılı Kanun ve 298 sayılı Kanun çerçevesinde nasıl düzenlenmiştir? Milletvekili adayı olmak için istifa edip adaylıktan çekilen bir MİT Müsteşarının görevine iadesi, 298 sayılı Kanun'un Ek 7. maddesi kapsamında mıdır, yoksa 2937 sayılı Kanun'un 13. maddesindeki özel usule mi tabidir? Tartışınız.
MİT Müsteşarının atanması, 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 13. maddesinde özel bir usule bağlanmıştır. Buna göre MİT Müsteşarı, 'Milli Güvenlik Kurulunda görüşüldükten sonra Başbakanın inhası (teklifi) ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanır.' (Not: Metin, başkanlık sistemi öncesi döneme aittir; günümüzde atama Cumhurbaşkanı tarafından yapılır). Bu, görevin hassasiyeti nedeniyle getirilmiş özel bir atama usulüdür. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un Ek 7. maddesi ise, seçimlerde aday olan devlet memurlarının, 'adaylığı veya seçimi kaybetmeleri halinde' bir ay içinde başvurmaları kaydıyla eski görevlerine dönebilmelerine imkan tanıyan genel bir düzenlemedir. Milletvekili adayı olmak için istifa edip adaylıktan kendi isteğiyle çekilen bir MİT Müsteşarının durumu, 298 sayılı Kanun'un Ek 7. maddesi kapsamına doğrudan girmez. Çünkü bu madde, 'adaylığı veya seçimi kaybetme' şartını aramaktadır; adaylıktan çekilme bu kapsamda değildir. Metinde de bu görüş savunularak, 'MİT Müsteşarı aday adaylığından, şu veya bu şekilde kendi isteği ile dönmüş, yoksa adaylığı veya seçimi kaybetmemiştir' denilmektedir. Bu nedenle, görevine dönmek isteyen eski Müsteşar için 298 sayılı Kanun'daki otomatik iade mekanizması değil, 2937 sayılı Kanun'un 13. maddesindeki özel atama usulünün yeniden işletilmesi gerekir. Yani, sanki ilk defa atanıyormuş gibi prosedürün tekrarlanması, görevin ciddiyeti ve 'kurallara bağlılık' ilkesi gereği daha doğru bir hukuki yaklaşımdır. Özel kanun (2937 S.K.) hükmünün, genel kanun (298 S.K.) hükmüne göre öncelikli uygulanması (lex specialis derogat legi generali) ilkesi de bu yorumu destekler.