CMK m. 109'da düzenlenen adli kontrol tedbirinin, tutuklama tedbiri ile ilişkisini 'ölçülülük' ilkesi çerçevesinde açıklayınız. Hangi hallerde tutuklama yerine adli kontrol kararı verilebilir? Adli kontrol altında geçen sürenin, verilecek cezadan mahsup edilip edilmeyeceği kuralını ve bu kuralın istisnalarını belirtiniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #214342

Adli kontrol (CMK m. 109), kişi özgürlüğünü tamamen kısıtlayan tutuklama (CMK m. 100) tedbirine bir alternatif olarak düzenlenmiştir. Bu iki kurum arasındaki ilişki, ceza muhakemesindeki 'ölçülülük' ilkesine dayanır. Ölçülülük ilkesi, bir amaca ulaşmak için başvurulan aracın, amacı gerçekleştirmeye elverişli, gerekli ve orantılı olmasını gerektirir. Tutuklama, en ağır koruma tedbiridir ve ancak daha hafif bir tedbir olan adli kontrolün yetersiz kalacağının anlaşıldığı durumlarda başvurulabilir. CMK m. 101/1'de de tutuklama kararı verilirken 'adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere' yer verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Tutuklama koşullarının (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni) var olduğu ancak işin önemi, beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmayacağı durumlarda tutuklama yerine adli kontrole karar verilir. Adli kontrol altında geçen süre, kural olarak verilecek cezadan mahsup edilemez (CMK m. 109/6). Bu kuralın temel sebebi, adli kontrolün tutuklama gibi tam bir özgürlükten yoksun bırakma durumu olmamasıdır. Ancak bu kuralın iki önemli istisnası vardır: 1) Uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak (m. 109/3-e). 2) Konutunu terk etmemek (ev hapsi) (m. 109/3-j). Bu iki halde geçen süreler cezadan mahsup edilir. Özellikle ev hapsinde geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır. Bu istisnalar, ilgili tedbirlerin kişi özgürlüğünü ciddi şekilde kısıtlaması nedeniyle getirilmiştir.