Yüz kızartıcı suç kavramının ceza hukuku ve idare hukuku açısından anlamı ve işlevi nedir? Danıştay İDDGK'nın 2016/126 K. sayılı kararında ve Anayasa Mahkemesi'nin 2013/28 K. sayılı kararında, kanunlarda yer alan '...gibi yüz kızartıcı suçlar' ifadesi nasıl yorumlanmıştır? Bu yorumun 'suç ve cezaların kanuniliği' ilkesiyle ilişkisini kurunuz.
Yüz kızartıcı suç, ceza hukukunda (TCK) bir anlam ve sonuç doğurmayan, ancak Anayasa ve bazı özel kanunlarda (memuriyet, milletvekilliği, avukatlık gibi belirli hak ve statülere sahip olmada engel teşkil eden) kullanılan bir idare hukuku kavramıdır. Bu suçlar, toplumun ahlaki değer yargılarına göre utanç verici ve onur kırıcı kabul edilen fiilleri ifade eder. Danıştay İDDGK'nın 2016/126 K. sayılı kararı ve bu kararda atıf yapılan Anayasa Mahkemesi'nin 14/02/2013 tarihli ve E:2011/63, K:2013/28 sayılı kararında, kanun metinlerinde yer alan 'zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık... GİBİ yüz kızartıcı suçlar' ifadesi dar yorumlanmıştır. Yüksek Mahkemeler, buradaki 'gibi' edatının, metinde sayılan suçların zaten yüz kızartıcı nitelikte olduğunu belirtmek için kullanıldığını, bu edata dayanarak idarenin veya mahkemelerin kanunda sayılmayan başka suçları da 'yüz kızartıcı' olarak nitelendirip hak yoksunluğuna neden olamayacağını belirtmiştir. Bu yorum, Anayasa'nın 38. maddesindeki 'suç ve cezaların kanuniliği' ilkesinin bir gereğidir. Bu ilkeye göre, hangi fiillerin suç sayılacağı ve hangi suçların ne gibi sonuçlar doğuracağı ancak kanunla açıkça belirlenebilir. İdarenin veya mahkemelerin kıyas veya genişletici yorum yoluyla kanunda sayılmayan bir suçu yüz kızartıcı kabul etmesi, kanunilik ilkesinin ihlali anlamına gelir. Dolayısıyla, bir suçun yüz kızartıcı suç sayılıp sayılmadığı, ilgili özel kanunda açıkça listelenip listelenmediğine bakılarak tespit edilir.