Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 01.02.2021 tarihli kararında, üst düzey bir bürokrat olan sanığın 1998-2004 yılları arasındaki eylemleri örgüt üyeliği olarak kabul edilmesine rağmen, 'kastı itibariyle silahlı terör örgütü üyesi sayılmasının olanaklı olmadığı' belirtilmiştir. Bu ayrımın hukuki temeli nedir?
Bu ayrımın hukuki temeli, suçun maddi ve manevi unsurları arasındaki farktır. Sanığın eylemleri (örgütsel toplantılara katılmak, hiyerarşide yer almak) objektif olarak örgüt üyeliği suçunun maddi unsurunu oluşturmaktadır. Ancak suçun manevi unsuru olan kastın, 'silahlı terör örgütüne' yönelik olması gerekir. Yargıtay, o dönemde yapının bu niteliği kamuoyunca bilinmediği için, sanığın kastının silahlı bir terör örgütüne değil, legal görünümlü bir cemaate üye olmaya yönelik olduğunu kabul etmiştir. Bu durum, TCK m.30/1'deki 'suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlarda hata' halidir. Fail, eylemin kendisini (üyelik) bilmekte, ancak eylemin yöneldiği yapının niteliğinde (silahlı terör örgütü) hataya düşmektedir.