Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İHAM) ve Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi'nin (BM İHK) FETÖ/PDY bağlantılı yargılamalarda 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi (İHAS m.7) bağlamındaki yaklaşımlarını, ulusal yargı organlarının tutumuyla karşılaştırarak analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213555

İHAM, 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesi kapsamında 'öngörülebilirlik' ölçütünü merkezi bir yer olarak kabul eder. İHAM, ByLock kullanımı, Bank Asya'ya para yatırma, örgüte müzahir yayınlara abone olma gibi faaliyetlerin, kişinin örgütsel faaliyet kastıyla hareket ettiğini gösterir başka somut deliller olmaksızın tek başına terör örgütü üyeliği suçunu oluşturmak için yeterli şüphe doğurmayacağına hükmetmiştir (örn. Akgün/Türkiye, Taner Kılıç/Türkiye No. 2, Ilıcak/Türkiye No. 2). Mahkeme, FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünün darbe girişiminden (15 Temmuz 2016) önce kamuoyunca bilinmediğini, Nisan 2015'te bile 'cemaat mi, yasa dışı örgüt mü' tartışmalarının sürdüğünü belirtmiştir (Yasin Özdemir/Türkiye). BM İHK da Mukadder Alakuş başvurusunda, ByLock ve Bank Asya faaliyetlerinin tek başına TCK m.314/1 uyarınca mahkumiyet için kanunilik ilkesine aykırı olduğunu, ulusal yargı organlarının yorumunun öngörülemez olduğunu tespit etmiştir. Ulusal yargı organları ise (özellikle Yargıtay ve kısmen AYM) MİT Krizi (2012), 17-25 Aralık (2013) gibi idari/siyasi açıklamaları 'milat' kabul ederek daha erken tarihlerdeki faaliyetleri de örgütsel kapsamda değerlendirme eğilimindedir. Bu durum, İHAM ve BM İHK'nın benimsediği 'öngörülebilirlik' standardından sapma teşkil etmektedir.