FETÖ/PDY yargılamalarında, 'ByLock' uygulamasının ve 'Bank Asya' hesaplarının terör örgütü üyeliği suçuna delil teşkil etmesi konusunda ulusal yargı (Yargıtay, AYM) ile uluslararası yargı (İHAM, BM İHK) arasındaki yaklaşım farklılıklarını ve bu farklılıkların nedenlerini değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213529

FETÖ/PDY yargılamalarında ByLock ve Bank Asya, ulusal yargı organları tarafından örgüt üyeliğinin veya örgüte yardımın önemli delilleri olarak kabul edilmektedir. Yargıtay, ByLock kullanımını 'örgütsel iletişim ağına dahil olma' olarak değerlendirirken (örn. Yargıtay 3. CD., 12.10.2021), Bank Asya'ya para yatırmayı da örgütün finansmanına katkı olarak görmüştür. AYM de Adnan Şen kararında, bu tür delillerin yargı organlarınca hukuka uygunluk değerlendirmesi yapılarak kullanıldığını belirtmiştir. Ancak, uluslararası yargı organları farklı bir yaklaşım sergilemiştir: * **İHAM (örn. Akgün/Türkiye, Taner Kılıç/Türkiye (No. 2))**: ByLock kullanımının tek başına makul şüphe oluşturmayacağına, mesajlaşmaların örgütsel amaçla yapılıp yapılmadığı veya içeriğine dair somut bilgi sunulmaksızın örgüt üyeliğine delil olamayacağına hükmetmiştir. Bank Asya'ya para yatırma ve yayınlara abone olma gibi faaliyetlerin de, fiillerin işlendiği dönemde 'yasallık karinesinden yararlanan' faaliyetler olduğunu belirterek tek başına suç şüphesi için yeterli görmemiştir. * **BM İHK (Mukadder Alakuş)**: ByLock kullanımı ve Bank Asya'ya para yatırma gerekçesiyle verilen mahkumiyeti 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesine aykırı bulmuş, bu faaliyetlerin başka delillerle desteklenmeksizin terör örgütü üyeliği suçunu oluşturamayacağını, ulusal yargı organlarının yorumunun 'açık ve öngörülebilir' olmadığını tespit etmiştir. **Farklılıkların Nedenleri**: Bu farklılıklar, ulusal yargının delil değerlendirmesinde 'fiili karinelere' (örn. ByLock'un örgüt içi iletişim aracı olarak genellenmesi) ve 'yasal görünüm altındaki illegal yapı' argümanına daha fazla ağırlık vermesinden kaynaklanmaktadır. Uluslararası organlar ise 'kanunilik ilkesinin' 'öngörülebilirlik' boyutuna ve suçun 'manevi unsurunun' somut, ikna edici ve şüpheden uzak bir şekilde ispatı gerekliliğine daha sıkı riayet etmektedir. Onlar için, geçmişte yasal görünen bir eylemin, failin örgütün gerçek amacını bilmeden yapması halinde sonradan terör suçu olarak cezalandırılması öngörülemez ve dolayısıyla hukuka aykırıdır.