Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 21.06.2021 tarihli, 2019/1987 E., 2021/4190 K. sayılı bozma kararında, İstanbul Valisi olan sanığın 2012 yılındaki telefon görüşmesinin FETÖ/PDY üyeliği suçuna delil teşkil etmemesi nasıl gerekçelendirilmiştir? Bu kararın 'zaman sınırlaması' ve 'öngörülebilirlik/belirlilik' ilkeleri açısından önemi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213526

Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin anılan bozma kararında, ilgili tarihte İstanbul Valisi olan sanığın telefonla görüşme tarihinin 2012 yılı olduğu belirtilmiştir. Kararda, 'belirtilen tarihte silahlı terör örgütünün kamuoyunca Cemaat olarak bilindiği', sanığın bu yöndeki savunmasının aksini ispatlayacak herhangi bir delilin bulunmadığı ve sanığın sorumluluğunun 'suç kastı ve illiyet bağı gözetilmeksizin genişletildiği' gerekçeleriyle yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozulduğu görülmüştür. **Önemi**: Bu karar, FETÖ/PDY yargılamalarında 'zaman sınırlaması'nın ve 'öngörülebilirlik/belirlilik' ilkelerinin uygulanması açısından önemlidir. Yargıtay, 2012 yılı gibi erken bir tarihte, örgütün henüz 'silahlı terör örgütü' olarak kamuoyu tarafından bilinmediği bir dönemde gerçekleşen bir eylemin (telefon görüşmesi), failin örgüt üyeliği kastını (manevi unsur) taşıdığını kanıtlamadığını kabul etmiştir. Sanığın üst düzey bir kamu görevlisi olmasına rağmen, örgütün piramidinin üst katmanlarında yer almayan veya örgütün gerçek niteliğini bilmeyen kişiler için 'hata' hükümlerinin uygulanması gerektiği görüşünü destekler niteliktedir. Karar, 'iddiaya konu eylemin 2012 yılına ait olduğu gözetilerek yapılan baraj veya başlangıç belirlemesinin, 'öngörülebilirlik/belirlilik' ve 'eşitlik' ilkeleri uyarınca tüm dosyalarda yapılması gerektiği' kanaatini ifade etmiştir. Bu, kanunilik ilkesinin gereği olarak, kişilerin fiillerinin cezai sonuç doğuracağını makul olarak öngörebildikleri bir zaman diliminin dışındaki eylemlerin suç olarak kabul edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bu karar, aynı konumdaki diğer kişiler için de benzer bir 'zaman sınırlaması' ve 'hata' değerlendirmesi yapılmasını gerektiren bir emsal niteliği taşımaktadır.