Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 12.11.2015 tarihli, 2015/15110 E., 2015/6537 K. sayılı kararında, sanığın kaçarken kasalardaki balıkları ve katı atıkları denize dökme eylemi, 'çevrenin kasten kirletilmesi' suçu açısından nasıl değerlendirilmiştir? Özellikle 'ilgili kanunlarla belirlenen teknik usullere aykırılık' unsurunun tespiti neden önemli bulunmuştur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #213520

Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin anılan kararında, sanığın yasadışı dip trolle avlanırken sahil güvenlik ekiplerini fark etmesi üzerine yakalanmamak amacıyla teknesindeki balıklar ile katı atıkları denize dökme eylemi 'çevrenin kasten kirletilmesi' suçu kapsamında değerlendirilmiştir. Mahkeme, hükmü bozma gerekçesi olarak, TCK m.181/1 uyarınca sanığın 'ilgili kanunlarla belirlenen hangi teknik usullere aykırı olarak atık veya artıkları toprağa, suya veya havaya kasten verdiğinin ve eyleminin idari para cezasını gerektiren 2872 sayılı Çevre Kanun'un 8. maddesinin yollamasıyla 20/ı bendindeki yasal düzenlemeye uyup uymadığının tartışılmadan' hüküm kurulmasını göstermiştir. Bu karar, çevrenin kasten kirletilmesi suçunun oluşumu için 'teknik usullere aykırılık' unsurunun somut bir şekilde tespit edilmesinin zorunluluğunu vurgulamaktadır. Suçun kanuni tanımındaki bu unsur, fiilin hukuka aykırılığının ve tehlike boyutunun bilimsel ve yasal standartlara göre belirlenmesini gerektirir. Yeterli teknik inceleme ve ilgili yönetmeliklere atıf yapılmadan verilen bir mahkumiyet kararı, suçun objektif unsurlarının tam olarak ispatlanmadığı anlamına gelir ve hukuki belirlilik ilkesine aykırılık teşkil eder.